13 Eki 2008

Nereye?

Bazı şeyleri anlamlandıramadığı zamanlarda öyle bakardı masum masum etrafına.Yine olanlardan bi haberdi ve sormak içinde henüz erkendi.Sormak istesede neyi nasıl soracağını kestiremedi o küçük aklıyla.Karışıktı bazı dialoglar ve aslında netleşmemesini diliyordu sadece.Saçları uzundu,üzerinde askılı pijaması vardı,her akşam olduğu gibi annesi yine taramıştı saçlarını yatmadan...Ertesi gün bir yolculuğa çıkacaklarını biliyordu ama nereye ya da kime gideceklerini söylememişti annesi.Tek söylediği babasının yanlarında olmayacağı ve bir süre yanlız kalmaları gerektiğiydi.Son zamanlarda ki karmaşıklıktan pek bir şey çıkaramasada aklında kurabildi safça bir kaç cümle.Gidiyorlardı ve bitiyorlardı bu üçlü sevgide.
Ertesi sabah durgun bakışlarla baktı babasına ve yanına gidip içli içli sarıldı.Neden diye bir kelimenin varlığından habersiz soru dolu bakışlarla gözlerini çevirdi annesine ve hiç soramadığı şeyi,artık farkında olduğunun bilinci ile sordu.
-Anne,nereye?
..........
Bir kadın var ev sınırlarında dolaşan.Birşeyler arıyor odalarda,bakınıyor,kaybettiği şeyin kendisi olduğunu bilmeden dolaşıyor.Sadece süliet olarak birine çarpıyor gözleri ve göz bebekleri büyüyor o anda,yabancı cisim diyor beyni,algılamakta zorlanıyor,arkasını dönüyor.Yukarıya doğru yöneliyor,birşeylere yetişmek istercesine ikişer ikişer çıkıyor merdivenleri.Merdivenin sonunda ki kapıdan geliyor ses;
-anne artık yatmıyor muyum?
Kapıdan girip,dakikalardır aradığı sevecenliği birden buluveriyor masum gözlerde ve yüzüne giydiriyor.Usulca,sıcacık bir gülümsemeyle;
-yatıyorsun tatlım,saçlarını tarayalım önce.Yarın ki giyeceklerini hazırladın mı?Erken çıkacağız biliyorsun.
-hazırladım...
diyebiliyor sadece ama hazırladım dedikten sonra babasına dair sormak istediklerini dile getiremiyor,cesaret edemiyor ve nedeni açıklanmayan cümlelerden bir kez daha nefret ediyor.Gözlerini düşüncelere kapatıyor ve aklında ancak birkaç cümleyi birleştirebiliyor.Anne,nereye?
.........
Televizyonun karşısındaki koltukta elinde bir fincan kahvesiyle ekrana bakıyor.Sorsanız ne izlediğini bilmez,ne konuşulduğundan bihaber.Aklı olanlarda,olacaklarda,kızında,yarında,yarınlarında...Tam mutfağa gitmek için doğrulacak oluyor,kafasını çevirdiği an göz göze geliyor bir ömür dediği kadınla.Saniyeler sürmüyor tekrar ayrılması gözlerinin ve o an ikisinin içinde de şimşekler çakıyor.Tekrar yerleşiyor oturduğu koltuğa.O yatmadan kalkmak;koridorda ya da sınırların herhangi bir yerlerinde karşılaşmak istemiyor yoğun bir istekle.Uyuyakalıyor düşünürken ve sabahın ilk ışıklarına açıyor hiç açmak istemediği gözlerini...
Saatler sonra kızına sarılıyor,içinden gitme diyor.Gözyaşları iniyor yanaklarına.Derin bir iç çekiyor ve koparıyor kollarını o çok sevdiği küçük omuzlardan.
Ardından bakıyor...
Bir sonra ki sarılışı beklemeye başlıyor.
........

(Öykü Atölyesi'nin Fotoğrafın Dili çalışması için yazılmıştır.)

10 Eki 2008

Aşk bu,geçer...

Geçtiğimiz haftalarda mail kutuma Berrin tarafından gelen,okuduğumda çok beğendiğim bu yazıyı paylaşmak istedim bugün...Sabahtan beri orta şekerli bir ruh halindeyken,bir noktadan sonra neşem yerine geldi tekrar.Girintili çıkıntılı,mutlu mutsuz,duygulu duygusuz muhabbetler ard arda yaşandı bugün ve sesli&çok sesli gülme konusunda çığır açtık:)Hele bir konu oldu ki yıkıldık resmen:)Rafet El Roman&Yusuf Güney düeti ile seslendirilen Aşk-ı Virane parçasıydı konumuz ve zaten kendisi son günlerde ki takıntımız.Gökçe Kırgız'ı zorlayacak gibi duruyor bu gidişle:)(Bu şarkının ilk çıkış muhabbetini buradan okuyabilirsiniz.)Gelelim paylaşacağım yazıya;

''Bayılıyorum Yabancı Damat'a... Cuma geceleri istiyorum ki hiçbir işim olmasın, iki sevdiğim diziyi arka arkaya izleyebileyim. Ama çoğu zaman bölük pörçük yakalayabiliyorum.
Geçen bölümde Yunan damat (Özgür Çevik) ile Antep kızı'nın (Nehir Erdoğan) nişanında bir patırtı koptu ki...
Yok "Helen kültürü Anadolu kültürünün üzerindedir",yok "düğün kilisede olacak", yok "Ensenizin arkasını görünce olur o düğün kilisede", yok " Atina'da oturacaklar",yok "Antep'te kalacaklar" derken nişan oldu bitti...
Gülümseyerek izlediğim dizinin sonunda yıllar önce benzer bir durum yüzünden çok sevdiği kız arkadaşından aynlmak zorunda kalan Süryani bir arkadaşım geldi aklıma...
Bir Türk kızını sevebilirdi ama asla evlenemezdi...
Nitekim bir kızı çok sevdi.
Her konuda anlaşıyorlardı ama arkadaşımızın ailesine ve törelerine karşı gelmeye gücü yoktu. Kendi toplumundan ve dininden biriyle evlenmek zorundaydı.
Ama birbirlerini o kadar çok seviyorlardı ki, üç yıl kadar saklı gizli yaşadılar beraberliklerini. Üç yılın sonunda bir karar vermesini istedi kız arkadaşı.
Severek ayrılmanın ne olduğunu sanınm onların ağrılı günlerinde anladık. Ne çok ağladı ikisi de...
Açıkçası hepimiz kız tarafı olmuştuk bir anda. Güçsüz olmakla suçluyorduk arkadaşımızı.
"Bir daha kimseyi sevmeyeceğim ama onunla evlenemem" dedi bize...
"Bunu yapamam. Ailemin tek çocuğuyum ve onları yıkamanı. Hem aşk dediğiniz nedir ki, geçecektir"
Orada sustuk..
Belki kendini teselli ediyordu, belki haklıydı, belki yanlıştı...
O gece o bunu söylediğinde sustuk kaldık.
O kalktıktan sonra "Kadınlar aşkta daha cesur" dedim. "Off" dedi eşim. "Sen de hep aynı şeyi söyler durursun. Nereden biliyorsun, nereden çıkarıyorsun bunu yahu?"
"E, baksana kızcağız ondan daha yürekliydi. Kendi ailesini karşısına almaya, onun ailesiyle mücadele etmeye hazırdı" dedim.
Derken evlenseler bile yaşayacakları zorlukların o ilişkiyi zaten paçavraya çevireceğinden, kadının yaşadıklarını erkeğin burnundan getireceğinden, iki toplum arasındaki farkların o evlilikte daima bir diken olacağından konuşuldu.
Doğru, belki de zaman içinde unuturlardı.
***
İmkansız aşklar, filmler, diziler, şarkılar için var olmalıydı. Kavuşulmuş, vuslata erilmiş tüm beraberlikler eskimeye, sıradanlaşmaya mahkumdu.
Belki bu kadar tutkuyla sevmelerinin nedeni başından beri kavuşmayacaklarını biliyor olmalarıydı.
Birer yasak elma vardı ellerinde. Küçük küçük kemirerek, lezzetinin tadına varmalarıydı aşklarını bu kadar farklı kılan.
Aradan bir zaman geçti.
Arkadaşımız evlenmedi. Bir kaç kız arkadaşı daha oldu. Kısa süreli, yüzeysel... Duyduk ki, o çok sevdiği Türk kızı evlenmek üzereymiş.
Geçen yaz, bir akşam konusu açıldı.
"Seninki evleniyormuş" dedi masadaki bir arkadaşımız.
Bir an, ama bir an bakakaldı.
Sonra sanki hiç böyle bir cümle kurulmamış gibi, sanki ona "dün gece televizyonda ne izledin" ya da "şuradan tuzluğu uzatır mısın" gibi sıradan bir soru sorulmuş da, o hiç duymamış gibi bardağına uzandı...
***
"Geçmiş" dedim dudağımın arasından...
"Hayır" dedi eşim. "Kanıyor..."

......
Şimdi boş bir sokakta,ışıkların altında ıslanmak ve ıslanan saçlarımı kurulamak istiyorum nedense...Oysa hiç sevmem saçlarımı kurulamayı.Nedensiz ve aslında nedeni yüklenmemiş.
.....
Herkese güzel bir haftasonu diliyorum...

8 Eki 2008

Gece,yağmur ve bir bardak kahve eşliğinde...

Bir adreste pembe bir sayfa ve sayfaya bağlı satırlar.O satırların bir diliminde kahkaha,neşe,dolanbaçlı cümleler ve kocaman bir gülümseme...
Dakikaları keyifli,dakikaları özel,dakikaları mutluluk dolu ve saniyeleri ışık hızında akıp gider.
Yine ve yine ve yine yaşanır o geceler.Her defasında ayrı tat bırakır,her defasında başka başka kelimeler...
Çiseleyen bir yağmur,noktalanmaya ramak kalan gece ve bir bardak kahve eşliğinde,biraz mutlu,biraz duygulu ve benden kalan son kelime ile
GÜLE GÜLE...

28 Eyl 2008

Önüm arkam sağım solum SO-BE : )

Bulut'tan ve Tuğba'dan bana bir sobe gelmiş,bende keyifli bir pazar gününde severek cevaplıyorum.
İsim:Aylin
Nerelisiniz:İstanbul(anne-babaya gidersem Trakya ve Eskişehir diye uzanırım).
Yaşadığınız Yer:Öyle bir yerdeyim ki,ne karanfil ne kurbağa...
Mesleğiniz:Miniğimin annesiyim:)İkinci çocukta terfi edeceğim sanırım:)
Hobileriniz:Müzik dinlemek,dans etmek,kitap okumak ve sonunda kendimce yorumlamak.Evede film keyfi yapmak ve her daim yorulmadan dolaşmak...
Kaç çocuğunuz var:Gece yatmaz gündüz kalkmaz bir oğlum var:)
En sevdiğiniz yemek:Barbunya,bamya,karnıyarık...
Sevdiğiniz müzik:Ayrımım yok ama beni dinlendiren ve mutlu eden slow ya da hareketli her parçayı dinlerim.
Nerelere gitmekten hoşlanırsın:O an ki ruh halim beni nerede rahat hisettirecekse oraya gitmekten;bazen bar olabilir bazen yürüyüş yapabileceğim herhangi bir sokak...

Bende bu sobeyi La Dolce Vita isimli bloga sevgili Nily'e paslıyorum...
Sevgilerimle...

24 Eyl 2008

Kelime Oyunları/Aldatmak...

Belki çok hoş olmayacak şuan burada anlatığım ama yine de içimde tutmamın bir anlamı olacağını artık düşünmüyorum.Dahası birileriyle paylaşmanın üstümde ki yükü de kaldıracağından eminim.
Ne zamandır o'na sahip olmak istiyordum ve aslında bunun içinde oldukça çaba sarfetmeyi göze almıştım.Ona yakın biri ile gidip konuşmuş ve herşeyi ayarlamıştım.Günler geçiyordu,eşim o dönem askerdeydi ve planlarımdan tam olarak tabii ki haberdar değildi...
En sonunda yüzyüze gelmiştik,ilk karşılaştığımızda baya bir zorlandım yaparken.Akşamında ise heryerim ağrıyordu.Ertesi gün ve ondan sonraki gün sürekli buluşmaya ve yaklaşık 2 saatimi ona ayırmaya devam ettim.Her geçen gün alışıyordum O'na ve artık ağrılarım da geçmeye başlamıştı.Tam 1 ay devam etti buluşmamız.1. ayın sonunda ise tam olmasa da istediğime kavuşmuştum artık,ne var ki ayrılmak durumunda kaldım,eşim geliyordu ve farklı planlarımız vardı.Elde ettiğim şeyi koruyacağıma kendime söz vermiştim ama ne yazık ki ondan ayrıldığım kısa süre içinde bişey olmaz diyerek kendimi gün be gün kandırmaya başladım.Her gün biraz daha biraz daha ve biraz daha derken,çikolata;hamburger,kızartmalar,fast foodlar ile zayıf kalabileceğim konusunda kendimi ALDATTIM:))
Şuan her gün gittiğim spor salonu ile tekrardan buluşmaya başlama aşamasındayım ve bu defa hem sporu bırakmaya hem de kendimi ALDATMAYA hiç niyetim yok!

(Öykü Atölyesi Kelime Oyunları için yazılmıştır.)

13 Eyl 2008

Beklerken yakılan kibrit çöpleri...

Her zaman ki gibi gözlerini gökyüzüne dikmiş bekliyordu bir çift yağmur damlasını.Sokak lambalarının sarmaladığı ışıklarda görecekti yere düşüşünü ve bundan kendine mutluluk çıkartacaktı.Elektriklerin kesik olmasına ilk defa aldırmıyordu,hayal kuruyordu karanlığa kibrit çakarak.Her kibritinde ayrı bir dünyada buluyordu kendini ve alevin bitmesiyle bulunduğu dünyanın kapısını kapatıp başka bir kibritle diğerine açıyordu gizem kokulu kapılarını.Bir de vanilyalı mumu vardı,yakıyordu onu da.Odanın aydınlanması değildi de amacı,vanilya kokusunu içine çekebilmek ve hayallerine sindirebilmekti keyifle.Tekrar baktı gökyüzüne,bu gecede yağmayacaktı anlaşılan.''Olsun beklenen gelecekse,beklemeye değer'' dedi kendi kendine.Beklemekten mutluydu,her şeyden kendine mutlu bir pay çıkartmakta da üstüne yoktu.
Durağının beklenenini beklemekten de kendine en büyük payı çıkardı yine,son defa mumunu kokladı ve bir üfleyişte söndürdü.
Kapadı gözlerini.
Geceye nokta yerine virgül koymak istedi bu defa,durağından hayallerine bir yol seçti.
Takip etti.
(Öykü Atölyesi'nin Fotoğrafın Dili ve Kelime Oyunları için yazılmıştır.)

11 Eyl 2008

Ev yaşamında hoşlanmadığımız durumlar/Mim konusu...

Ev yaşamında nefret ettiğimiz,hoşlanmadığımız şeyler konusunda sobelemiş Nily beni.Eğer derli toplu,düzenli,temizliği deli olacak şekilde seven biriyseniz illa ki bir çok madde sıralanacaktır bu konuda.Benim maddelerime gelelim;
*Mutfakta 7/24 dağınık tezgah olması ve makinaya yerleştirilmemiş/yıkanmamış bulaşık görüntüsü
*Banyodan çıkıldığında yaratılan ıslaklık ve o ıslak ayaklar ile yatak odasına yönelinmesi!!*Havluların,üstümüzden çıkan eşyaların dağınık bırakılması!
*Üstümüzden çıkan kirli giysiyi olduğu yerde bırakılması
*Boşalmış bardakların ya da tabakların oturulan odada oraya buraya bırakılması,mutfağa götürülmemesi
*Mutfakta açılan yiyeceklerin ambalajının ortada bırakılması,halbuki bir çöp kutumuz var!
*Ayakkabı ve terliklerin yerde yarattığı kalabalık görüntü
..........
Gibi madde madde uzar gider bu liste.Bunlar ilk aklıma gelenler,bazılarına kendimce çözüm bulsam da bulamadıklarım daha çok.Biraz daha zamana ve dahiyane fikirlere ihtiyaçları var o kadar:)Bende banadair_Berrin'i sobeleyeyim bakalım evde nelerden hoşlanmıyormuş. Nily çok teşekkür ediyorum,yazmak keyifli oldu.Sevgiler....

8 Eyl 2008

Zaman...


Yolu beraber katettik derken,bir müddet sonra yollarının ayrı yönlere dağılacağından habersizdi.En çokta seçmek gibi zor bir görevin kendisine verileceğinden bihaber,beraber olmanın verdiği sevinçle devam ediyordu yürümeye.Birbirine durmaksızın eklenen günlerin devamında gelen bir gün,farkında olmadığı şeylerle yüzyüze geldi.Şimdi bir seçim yapma zamanıydı ve yapacağı seçim belliydi.İstemeyerek birşeyleri uzatmalıydı ve aslında buna mecbur olduğunu düşünüyordu.Bu şekilde bakınca da zaten seçimi kendisinin değil de,zamanın yaptığının farkına vardı.Akışına bıraktı konuşmadan...Durumu kontrolu altına almış zaman ise,Marla'nın hiç istemediği yolda ilerlemeye zaten başlamıştı.
İlkinde bir heyecandı.
ikincisinde bir zorlama ile atılmış adım...
Üçüncüsünde inanmıştı ve akabinde inanmakla gelen güzel bir başarıydı.
Dördüncüsü olacak mı bilmiyordu ve olmasını isteyip istemediğini de.
Tam da söylediği sözlerin ''söyledim,yapmış kadar oldum'' cümlesine eşit olmadığını düşündüğü anda,zamanın araya girmesi ikilem yaratmıştı.
Şimdi tek istediği uyumadan yeni aldığı kitaba giriş yapmak ve kendine bu kitapla yeni bir dünya kurmaktı.
Gerisine her zaman olduğu gibi ZAMAN karar verecekti...