9 Mar 2009

Mutluluk...!

Hani hiç kimseyi umursamadığın dönemler olur ya,hani en deli haline büründüğün;işte mutluluk o anda aklına gelen herşeyi layığıyla yapabilme gücünü kendinde bulmaktır.
Kalabalığın içine usulca sızmaktır bazen ve avucunda tuttuğun bir elma şekerinin tadını almaktır dakikalarca...
Yağmura kendini bırakmaktır ve bunu yaparken de ruhunu özgür bırakmaktır,iliklerine kadar ıslanmayı göze alarak...
Bir adım atmaktır bazen nereye yöneleceğini bilmeden ve bu bekleyişte yaşanılan heyecanı en doruğa çıkarmaktır.
İlkleri zamana yayarken yaşanılan sabırsızlıktır mutluluk,sabretmeyi öğrenebilmektir,sabretmeyi öğrenebilme çabasındayken sabırsızlığın güzelliğini yaşamaktır.
İçinden geldiği gibi kelimeleri süslemektir yazarken ve yaşamının anlamlarını yüklemektir her harfe.Ama açıkça ama saklayarak kendini yaşatmaktır cümlelerinde...
Öyle birşey ki Mutluluk,bazen rimel sürerken yaşadığın telaşta saklıdır bazen acele bir giysi seçiminde:)
Bazen sınır tanımamaktır,bazen sınır koymaktır delice bir istekle.
Mutluluk öyle birşey ki;
Kimi zaman bir bira köpüğündedir tadı,kimi zaman şekersiz bir kahvede...

Ve herşeye rağmen tek bir şeye bağlıdır Mutluluğu duyumsamak,aynada hergün gördüğümüz yüze gülümsemeyi bilmemize...
Sevgili Nily'nin bana gönderdiği mutluluk konulu mim'i bu şekilde yazmayı uygun buldum.Öncelikle kendisine yazmama vesile olduğundan dolayı teşekkür ediyorum.Banadair,Chaotic Gönderiler ve Düş hekimi kabul ederseniz size paslıyorum;
Mutluluk sizce....?

3 Mar 2009

Gel-Git Saatler

Yine bir gel-git yaşanıyor belirsiz saatler seni gösterdiğinde.
Eskiye dair bir tını kulağımda.
Elveda denmişken sokağına,merhaba deyişin heyecanı aklımda...

Bir romanın özetinden olsa gerek şu dakikaya düşen muhtemel düşünceler.Oysa çokta önemli değil artık kapağını dahi aralamak.Önsözün cümlelerini hatırlamak neyse de,son sözün akla gelişi sadece gereksizce tekrarlamak...

Şimdi bir otel odasında,bir sahil kasabasında,bir evin en kuytu köşesinde ya da sokağın ıssızlığında...
Sarılmak istediğin bir bedene
Tutmak istediğin bir ele
Başını dayamak istediğin bir omuza
Uyuyabilmek için huzur duyacağın sıcaklığa rastlama çabasındaysan;
Bir otobüs durağına benzet kendini ve saatine bak bilinçsizce.
O bilinçsizliğinden sıyrılıp kafanı kaldırdığın an
Sadece selam çak nereye gittiğini bilmeden ve el salla kaybettiğine...


27 Şub 2009

Sözlüye kalktım!

Sen hiç öğretmenine aşık oldun mu:D
demiş kend!mden ger!ye,okuduktan sonra söyle bakalım sözlüden geçtim mi kaldım mı:)

Ben hiç öğretmenime aşık olmadım ama ilginç bir anım yok anlamına gelmez bu.
Lisedeyken bir coğrafya öğretmenimiz vardı,ismi Tamer Şahin.Tüm kızlar hayrandı kendisine.Cilve yapanlar,bizim katta nöbetçi olduğunda etrafına doluşanlar,kırıta kırıta dersten çıkmak için izin isteyenler...Bu örnekleri çoğaltabilirim!(bu cümleyi bugün pek sevdim:).Neyse,lisede toplantılarıma annem geliyordu,her konuda kendisi bilgilendiriliyordu ve hatta bu konulara ''kızınız istiklal marşına inmedi'' '' kızınız bugün son derse girmedi'' ''kızınız.......'' gibi adımlarımda dahil oldu hep!Ee annem boşuna demiyor sayende okul idaresiyle akraba olduk!
Veli toplantılarımdan birinden döndüğünde annem anlatıyor;''Aylin sınıfa girdik,masanın karşısında ki sıraya oturdum.Hocalarınız teker teker girip çıktılar fakat bir tanesi,şimdi adını hatırlamıyorum,tüm öğrencileri sadece bana anlattı.'' ''Nasıl yani?'' ''Ne bileyim kızım,sürekli baktı baktı durdu,kesin senden çok şikayeti vardı,kızım sana söylüyorum gelinim sen anlaya getirdi durumu'' ''Yok canım''...derken veli toplantısı fırçası geçti gitti ve günlerden Pazartesi...Teneffüs oldu,katımızda da sevgili hocamız Tamer Şahin nöbetçi.Bizde 2-3 arkadaş dayanmışız koridor sonunda ki kalorifer peteğine,camdan bakıp muhabbet ediyoruz.Yanımıza geldi,alalade bir sohbetin arasında bana dönüp dedi ki;''Aylin senin gözlerinde güzel ama annenin gözleri muhteşem''...O an neye uğradığımı şaşırdım.''Teşekkür ederim hocam'' diyebildim sadece ve geçtik.Demek ki hocam annemin gözlerinden dolayı takılmış toplantıda bozuk plak misali.(Bu arada annemin gözleri yeşil)...
İşte öğretmen konusuna dair benden gereksiz ama geriye baktığımda güldüğüm bir anı...
Şimdi diyorum ki,öğretmenim söyler misin size aşık olan ve bunu size yansıtan öğrenciniz oldu mu?:)

Sobe/mim için teşekkür ederim.

18 Şub 2009

20'li yaşlardan 30'lu yaşlara gönderilen bir post...

Öyle birşey ki dost,
Çıkmaz sokakların dahi bittiği yerde yenisini inşa edecek kadar güçlüdür yanında.
Dağılan şeyleri toparlayamasa da ucundan tutma çabasında olandır.
Ortak bir şehri mesken tutandır ayrı şehirlerden uzanan elleriyle
Paylaşmaktır,dağılmaktır aynı kareye ve yine aynı karede buluşmaktır gülen kelimelerle...
Karşılıksız sevmektir,bazen kırılsada yansıtmamaktır,alttan almaktır,kabullenmektir eksilerini.
Cansız bir ekrana bakarak hissetmektir,ağladığında ağlayabilmektir,sarılmak,kundaklamak istemektir hatta...
Arada soğukluk,kopmuşluk hissettiğinde üzülmektir,boşvermemektir.
Günlerini alan soru işaretlerine kafa tutmaktır herşeye rağmen.
Kendi içinde kendinle,O'na rağmen çelişmektir.
Bırakmamaktır,ayakta tutmak,tutmaya çalışmaktır...

30'larda bekleyeceğini bilmektir imkansız olsada:)
Bunun imkansızlığını bilerek sırf dost söyledi diye buna inanmaktır,hızla ilerlemektir o yaşa.
Beraber yaşlanıcaz diye 30'lara,olağanca gücünle koşmaktır hatta...

Sevgili Muhabbet Çiçeği'nin dostluk konulu mimini bu şekilde yazmak istedim ve bu güzel mimi bana pasladığı için canım arkadaşıma teşekkür ederim.Benden de yazıda bahsi geçen Dost'a gitsin.Bakalım neler karalayacak bu güzel konu hakkında...

11 Şub 2009

Ya dışındasındır çemberin ya da içinde yer alacaksın...

iki kapı arasında gidip gelebilir insan ikisininde açıldığı yeri bile bile
Boş bir sokak içinde kaybolmak ister bazen
O sokakta boğulmak bir daha çıkmamak...
Herşey tek birşey haline geldiğinde etrafında ona içten bakan gözler arayabilir
Ve bir çiftini dahi bulamadığında gerçekle yüzleşir
Gider,siler,biter...

Öncesinin olmamasını ister.
Sonrasının kendini göstermiş çelişkili tavırlarını görmezden gelir
Bulunduğu anın ise bir an önce varlığını yitirmesini diler
Çıkmaza girince yaşam ya da girdiğini hissettiği en küçük anda
Nokta koymak ister.
Tek kalmak,
Silip süpürmek cümleleri,
Olmamak o an,hatta hiç olmadığını varsaymak...

''Ya dışındasındır çemberin
Ya da içinde yer alacaksın
Kendin içindeyken, kafan dışındaysa
Çaresi yok kardeşim
Her akşam böyle içip, kederlenip
Mutsuz olacaksın
Meyhane masalarında kahrolacaksın
Şiirlerle,şarkılarla kendini avutacaksın
Ya dışındasındır çemberin
Ya da içinde yer alacaksın''
Yeni türkü

27 Oca 2009

Bir dilim erken kutlama...(31.01.2009/banadair Berrin)

26 Ocak 2009 ve saat 14.20 idi bu kelimeleri yazmaya başladığımda.Geçtiğimiz sene ki gibi bir yazı ile süpriz yapmaktı amacım ve işte hissederek bugünün için yazdığım yazım...
İyi ki doğdun...

Nasıl bir çılgınlıktır birbirini görmeden,sadece klavye tuşlarına basarak sabahları beraber kahve keyfini yaşayabilmek;öğleni beraber aralamak ve akşam kapıları beraber kapatmak...
Aynı mekanda yer almadan beraber iş yapmak,yemek hazırlamak,hepsinden öte en ince noktaları bile bir aradaymışız gibi paylaşmak...
Ve nasıl bir dostluk ki bu,kilometrelere inat ihtiyaç duyduğunda bedenen olmasa dahi hep yanında bulmak...
İYİ Kİ DOĞDUN VE İYİ Kİ HAYATIMDASIN...
HEP HAYATIMDA OLACAĞINI VE YAŞLILIĞI BERABER KARŞILAYACAĞIMIZI BİLİYORUM.
DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN HATUNCUM...

Ve şimdi geçen yaşında yaşadıklarımıza dair bir kaç güzel hatırlatma sıralamak istiyorum bu gününde gülümsemeni sağlamak için...
Bak bakalım neleri yaşamışız,neleri geride bırakmışız;
*Her sabah güne bol kahkahalı bir günaydın çakmışız:)
*Aynı şarkıya takılıp,saatlerce ve hatta günlerce bozuk plak misali dinlemişiz:)
*Üzerinde ne var?Bende gri eşofman,pembe t-shirt,saçımda....gibi bir kritiğe girmişiz:)
*Arada Elif'inde ''merhaba merhaba ben Elif,başbakanınız konuşuyor'' diyerek katıldığı keyifli merkez sohbetleri yapmışız:)
*üzüntüleri paylaşmışız ve hatta aynı anda cansız bir ekrana baktığımızı bile bile beraber ağlamışız...
*Dedikoduları hastaneye kadar taşımışız:)O buğulu ortamda dahi gülmüşüz,güldürmüşüz birbirimizi...
*Patikadan Vatikana bir yolculuğa çıkmışız ve güneşi doğudan batırmaya çalışmışız:)
*Bir Kırmızı Ev hayali kurmuşuz,sınırları zorlamışız bir gün olacağına bile inanmışız:)
Ve yine Kazan muhabbetleri ve yine bol kahkahalı merkez sohbetleri ve yine bir dolu paylaşımı geçen yaşında dolu dolu yaşamışız...Daha çok şey yaşayacağız buna inan:)
Her yaşın bir öncekinden güzel geçsin hatuncum,30 da bekle beni,geliyorum:)

21 Ara 2008

Kırmızı Ev (bölüm 5)

Maribel hemen hemen her gün Frida ile görüşüyor geleceği günü sabırsızlıkla bekliyordu.Burayı,yaşantısını,geçirdiği günleri Frida'ya anlatarak buraya hazırlanmasına yardımcı oluyordu kendince.

Genellikle sabahları kahvaltıdan sonra,kahvelerimizi alıp kışın soğuğunu izleyeceğimiz cam kenarında sohbetimizi yapıyorduk.İlerleyen saatlerde ya beraber Cafe'ye gidiyorduk ya da Maribel tek başına gidiyordu.Son zamanlarda Jansın'dan daha bir bahsetmeye başlamıştı ve bahsederken gözlerinde ki ifade bana dostluk,arkadaşlık kavramından çok sevgiyi ve huzuru çağrıştırıyordu.Gerçi bunları hiç sormamıştım,açıkça bahsetmemiştim ama elinden düşmeyen telefonu ve gün geçtikçe çoğalan heyecanından ötürü pek te gerek kalmıyordu soruya-cevaba...

21 Aralık 2007,bir Cumartesi günü heyecanla havaalanında bekliyorduk Frida'yı.Maribel o kadar heyecanlı ve özlemliydi ki sığmıyordu o koca alana.Gözleri gökyüzünde beyaz bir noktayı arıyordu ve giderek büyümesini,hızla gelmesini istiyordu ona doğru.Gözlerinin aradığı nokta ile buluştuğu anda yapılan anons ile yaşlarının inmesi aynı ana denk geldi Maribel'ın.İçinde çocuksu bir sevinç ile kalp atışları hızlandı.Uçak indiğinde onca kalabalığın arasından sanki bir tek Frida varmış gibi seçti hemen özlediği yüzü ve koşan adımlarla kızına kavuştuğunda yaşanılan mutluluk,özlem,hüzün karmaşasında kayboldu herşey....

Uzun bir dinlenme ve yeni yerleşimi tanıma sürecinden sonra herşey düzene girmişti.Frida ve Alin okullarına gidiyorlardı,Maribel ile ben günlük işlerimize yeni aktiviteler katıyor,hayatı daha da renklendiriyorduk.
2 kadın,anne...Ve 2 kız...
Maribel'ın hayatına aldığı,paylaştığı,sevgiyi yeniden yaşadığı ve huzur bulduğu Jansın'ı da katmamak olmaz tabii bu dörtlü deliliğe:)

4+1 ile dolu dolu geçen 12 ay ve bir pazar günüydü kapının,günün dengesiz saatinde belirsiz şekilde çalınışı...

(devam edecek.)



20 Ara 2008

Issız Adam

Dialoglar çok iyi kurgulanmamış ama erkek bir o kadar çekici herşeye rağmen ve masum;kadın ise şirin ve aşk kadınından uzak diye düşünürken,çok süpriz bir sonla karşılaştım ilerleyen dakikalarında...
Aşk'ı,isteyipte alamamanın yoğun yaşattığı mutsuzluğu,özlemi,burukluğu dolu dolu gördüm son sahnelerde.Tokalaşıp sırtlarını döndüklerini,tekrar geriye dönüp sarılmalarını ve yine birbirlerinden kendilerini çekmelerini,arkalarını bir defa daha dönmelerini izleyince...işte o sahneler ve çalan müzik düğümledi boğazımı...
Ağlamadım,ışıklar yandığında gözlerini silen kişilerden olmadım ya da olamadım işte...

Çok güzel,çok etkileyici,dolu dolu duygulu bir film Issız Adam,iyi ki gitmişim ve iyi ki izlemişim.

....

Minübüsün en arka koltuğunda yine herkese tepeden bakarken ve karanlık caddenin sessizliğinde ''anlamazdın anlamazdın'' diyerek mırıldandığımı çok sonra farketsemde,kimseye aldırmadan bir akşam yaşamak ve bu akşamı 23.00 sularında noktalamak üzere ilerlediğimde,tahta köprüden geçerken kendimi başka hissetmek,gerçekten farklıydı ve özeldi...