17 Mar 2009

Kalbini engelleme,engelleri kaldır!

Siz… Her gün, sokağa çıktığınızda kaç tane engelli ile karşılaşıyorsunuz?

Karşılaştığınızda ne düşünüyorsunuz? Bir şey düşünüyor musunuz?

Türkiye nüfusunun yüzde kaçı engelli biliyor musunuz?

Onların nasıl yaşa(yama)dıklarını?

Peki sokakta bir engelli görmek için kaç engeliniz var hiç düşündünüz mü?
Eğer "bir engel de ben olmayayım" diyorsanız;
http://www.engellerikaldir.com 'a girerek destekleyenlere kendi adınızı ekleyerek hassasiyetinizi gösterebilir, facebook statünüze ve msn iletinize web site adresini yazabilir, blog veya sahip olduğunuz mecralarda yer verebilir, konu hakkında fikir ve önerilerinizi mail atabilir, sponsor olabileceğini düşündüğünüz tanıdıklarınızla konuyu paylaşabilirsiniz.
Engelsiz engelli olmak istemiyorsanız lütfen empati yaparak her sağlıklı kişinin potansiyel engelli olma ihtimalini düşünerek mail listenizdeki herkesle paylaşın.
www.Engellerikaldir.com

şeklinde bir mail geldi Rodin Alper Bingöl'den mailboxıma.Okudum ve bir süre sonra geri dönüş yaptım her duyarlı insanın yapacağı gibi.Yapmak istediklerine,amacına,bu fikrin nasıl doğduğuna dair birçok şeyi konuştuk.Konuştukça bu işin ne kadar mantığında olduğunu farkettim ve ne kadar çaba sarfettiğini/sarfedeceğini.Sahiplendim diyebilirim,birşeyler yapmayı çok istedim ve hala da yapabileceğim şeyler doğrultusunda yanında olmaya hazırım bu duyarlılığı için.

Şimdi biz,hepimiz neler yapabiliriz?
*Örneğin bir sticker ekleyebiliriz bloglarımıza ve haberdar olmayan ziyaretçilerimizin farkındalığını sağlayabiliriz ya da içimizden nasıl ne şekilde ifade etmek geliyorsa kaleme alıp daha yüzlerce kişiye ulaştırabiliriz bu çabayı,bunu yaparak ufakta olsa bir katkıda bulunmuş olabiliriz mesela...
*Yazıyı kopyalayarak,messenger listemizdekilere forward edebiliriz ve onlardan da başkalarına forward edilip yine yüzlerce kişiye ulaşacağı umudu yakalayabiliriz bugünümüze dair...

Hatta bir çay ya da kahve eşliğinde düşünebiliriz,soru sorabiliriz kendimize;dışarıya adım attığımızda bir engelli gördüğümüzde ne hissediyoruz?Ne düşünüyoruz?Alper'in çok sarsıcı bir sorusu var mesela,''Birşey düşünüyor muyuz''?

Şehrin karmaşasından,içimizde alt üst olan duygularımızdan,hayatın zor dediğimiz şartlarından birşey göremez hale mi geldik acaba?
Bu karmaşık,zor dediğimiz şeylerin aslında bize ne çok mutluluk kattığını anlayabiliyor muyuz?
Örneğin şehrin trafiğini çekebilecek kadar araba kullanıyoruz,direksiyonu tutacak kadar görüyor gözlerimiz;dışarda bulunan o kalabalığa,hani çoğu zaman offf! dediğimiz kalabalığa karışabilme gibi bir artımız var çünkü bizi o ortama götürebilecek uzuvlara sahibiz ya da hayatın zor dediğimiz şartları için çaba sarfedebilecek gücümüz var en azından,birşeyler yapma fırsatımız var.Ve bunu tüm bedenimizi ortaya koyarak yapma gibi bir durumumuz var,ya olmasaydı?

Düşünüyorum şimdi,tam olarak anlayamasam da,kendi hayatımdan yola çıkarak küçük bir bedenden kelime duyamamanın üzerimde ki etkisi ile işitme engellilerin yüreğini anlayabiliyorum.Yürüyememenin insanda nasıl bir psikoloji yaratabileceği duygusunun hassaslığına sahibim yakınen,almak isteyip alamamanın,görmek isteyip görememenin ki en yakınından başlar gözünü ilk açtığında görmek;nasıl büyük bir boşluk olduğunu,insanı dolu dolu hüzün doruğuna çıkarttığına ve aynı anda nasıl dibe vurdurduğuna hakimim...
Bir özel çocuk annesi olarak durumun hassasiyetini,ben ve benim gibi olan ebeveynleri nasıl etkilediğini biliyorum.Bu yüzden bu konuda çevremizde olan ya da ulaşabileceğimiz her özel insana ulaşmaya,yolda gördüğümüz özel insanlara eğer mümkünse yardım etmeye,en azından selamı ya da yüzünüzde beliren bir gülümsemeyi esirgememeye davet ediyorum herkesi...
Bazen tek bir gülücük,tüm dünyayı fethedebilir güçte oluyor,sizde inanın.

Şimdi şöyle bir düşündüğünüzde farkında mısınız sahip olduğumuz şeylerle neler yapabileceğimizin?
Yolda yürümenin dahi bizim özgürlüğümüz olduğunun?
Bu özgürlüğe sahip olamayan bir insanın hayata tutunma çabasının,pozitif bakabilme isteğinin,bakamayışının,yıkılışının belki?
Farkında mısınız?

Tüm blog listemdeki arkadaşlarımdan bu konuya dair destek olmalarını bekliyorum,birşekilde adım atmalarını,bloglarında yer vermelerini,neler yapabilecekleri konusunda iletişime geçmelerini...Artık elimizden ve yüreğimizden ne kadarı geliyorsa...

Rodin Alper Bingöl'e ve çalışmalarına dair;
http://engellerikaldir.com/ / http://www.engellerikaldir.com/blog/
Bu link ile ulaşmak istediğiniz her türlü bilgiye ulaşabilir,
05322507989
bu numaradan kendisiyle iletişime geçebilirsiniz.


Sevgiler hepinize...


13 Mar 2009

Kırmızı Ev (Bölüm 6)

Bu saatte kim olabilir diye birbirimize bakıyorduk Maribel'la.Kapı o kadar hızlı çalıyordu ki biraz daha geç kalırsanız yıkılacak sinyalleri veriyordu sanki.Koşar adımlarla kapıya yöneldik ve kapıyı açmamızla şaşkınlığın doruklarında dolaşmamız bir oldu.

Lapa lapa yağan kara inat karşımızda duran üç delikanlı yıllar öncesinden kalan ve Maribel'in en sevdiği parça olan Shape of my heart'ı çalıyordu.Ne olduğunu anlamak için Maribel bir iki adımla merdivenlere yürüdüğünde Jansın'ı gördü;ellerinde kocaman bir gül demeti ve karın üzerine gül yapraklarıyla yazdığı kısa bir soru;''Benimle evlenir misin?'' ...

O an cevap verip vermemek arasında kaldı Maribel.Yalınayak olmasına aldırmadan Jansın'ın yanına gitti ve hiçbirşey söylemeden sıkıca sarıldı.''Biraz daha bu soğuk gecede romantik dakikalarınıza devam ederseniz hasta olacaksınız'' dedim bir anne edasıyla.Hep beraber içeriye girdik ve yarım kalan kahvelerimizi tazeleyip sabahın ilk ışıklarına kadar güldük,eğlendik,hayal kurduk.Maribel'ın gelinliğinden tutunda,benim giyeceğim giysiye;nikah organizasyonundan tutunda çalacak müziklere kadar herşeyi bir bir ele aldık espriyle.En çok üzerinde durduğumuz konu ise Frida'nın buna nasıl yaklaşacağıydı.Tamam,annesi ve Jansın'ın arasında ki duygu yoğunluğundan haberdardı ama birlikte yaşayabilme ihtimalini hiç aklından geçirmiş miydi bilemiyoruz.


Her sabah olduğu gibi kahvaltılarımızı yapıp dağıldık birer birer.Kızlar okullarına gittiler,benim evle ilgili halletmem gereken bir kaç fatura işim vardı.Maribel ise önce cafeye uğrayacak,oradan da Jansın ile birlikte Frida'ya bunu nasıl anlatmaları gerektiğini konuşmak için bir yerlere gideceklerdi.Fatura işlerimi hallettikten sonra cafeye geçtim. Bişeyler atıştırıken akşam için ne yemek hazırlayacağımı düşünüyordum ki aklıma güzel bir fikir geldi.Vakit kaybetmeden telefona sarıldım.
-Efendimmm,diye açtı en sevimli haliyle.
-Merhabalar nerelerdesiniz bakalım?
-jansın'la beraber kütük eve geldik,ılımlı bir nokta bulmaya çalışıyoruz konuya giriş yapabilmek için,bir yandan da çok sevdiğim kakaolu muffinslere boğulmuş durumdayım:)Sen ne yapıyorsun,fatura işini halledebildin mi?
-Hallettim,sabah erken gitmenin olumlu bir yansıması oldu işimin erken bitmesi.Şimdi cafedeyim ve akşam için bir ısınma turu atmanıza yardımcı olacak plan geliştiriyorum.Eve geçip yemeği hazırlamaya başlayacağım,diyorum ki Jansın'da bu akşam bizimle yese?Hem yemek esnasında almış olduğunuz karara dair ufak ufak hazırlık cümleleride kurma şansı yakalamış olursunuz,ne diyorsun?
-Bence harika bir fikir bu.Jansın'la da konuşup kesinleştirdiğimizde telefon açarım.
-Tamam,haberleşelim o halde birazdan çıkacağım cafeden,öpüyorum.
-Bende...

Kahvemide içip,cafeden çıktığımda ince ince yağmur başlamıştı.Her zaman ki gibi şemsiyem yoktu yanımda,pek sevmezdim taşımayı ve aslında sevmediğim şey yağmurda kuru kalmanın ta kendisiydi belki de...Islandım ama şehrimin diğer yağmurlarına nazaran daha az...Beklediğim telefonu cevapladıktan sonra aklımda binbir adet düşünce ve binbir adet soru işareti ile içeri girdiğim marketten torbalarla çıktım.Çok özenmiş görünmeme adına,klasik bir menü vardı aklımda;
Domates Çorbası
Fırında soslu tavuk ve patates
Çiftlik Pilavı
Salata
ve tatlı olarakta
hepimizin pek sevdiği Tiramisu...


(Devam edecek...)

9 Mar 2009

Mutluluk...!

Hani hiç kimseyi umursamadığın dönemler olur ya,hani en deli haline büründüğün;işte mutluluk o anda aklına gelen herşeyi layığıyla yapabilme gücünü kendinde bulmaktır.
Kalabalığın içine usulca sızmaktır bazen ve avucunda tuttuğun bir elma şekerinin tadını almaktır dakikalarca...
Yağmura kendini bırakmaktır ve bunu yaparken de ruhunu özgür bırakmaktır,iliklerine kadar ıslanmayı göze alarak...
Bir adım atmaktır bazen nereye yöneleceğini bilmeden ve bu bekleyişte yaşanılan heyecanı en doruğa çıkarmaktır.
İlkleri zamana yayarken yaşanılan sabırsızlıktır mutluluk,sabretmeyi öğrenebilmektir,sabretmeyi öğrenebilme çabasındayken sabırsızlığın güzelliğini yaşamaktır.
İçinden geldiği gibi kelimeleri süslemektir yazarken ve yaşamının anlamlarını yüklemektir her harfe.Ama açıkça ama saklayarak kendini yaşatmaktır cümlelerinde...
Öyle birşey ki Mutluluk,bazen rimel sürerken yaşadığın telaşta saklıdır bazen acele bir giysi seçiminde:)
Bazen sınır tanımamaktır,bazen sınır koymaktır delice bir istekle.
Mutluluk öyle birşey ki;
Kimi zaman bir bira köpüğündedir tadı,kimi zaman şekersiz bir kahvede...

Ve herşeye rağmen tek bir şeye bağlıdır Mutluluğu duyumsamak,aynada hergün gördüğümüz yüze gülümsemeyi bilmemize...
Sevgili Nily'nin bana gönderdiği mutluluk konulu mim'i bu şekilde yazmayı uygun buldum.Öncelikle kendisine yazmama vesile olduğundan dolayı teşekkür ediyorum.Banadair,Chaotic Gönderiler ve Düş hekimi kabul ederseniz size paslıyorum;
Mutluluk sizce....?

3 Mar 2009

Gel-Git Saatler

Yine bir gel-git yaşanıyor belirsiz saatler seni gösterdiğinde.
Eskiye dair bir tını kulağımda.
Elveda denmişken sokağına,merhaba deyişin heyecanı aklımda...

Bir romanın özetinden olsa gerek şu dakikaya düşen muhtemel düşünceler.Oysa çokta önemli değil artık kapağını dahi aralamak.Önsözün cümlelerini hatırlamak neyse de,son sözün akla gelişi sadece gereksizce tekrarlamak...

Şimdi bir otel odasında,bir sahil kasabasında,bir evin en kuytu köşesinde ya da sokağın ıssızlığında...
Sarılmak istediğin bir bedene
Tutmak istediğin bir ele
Başını dayamak istediğin bir omuza
Uyuyabilmek için huzur duyacağın sıcaklığa rastlama çabasındaysan;
Bir otobüs durağına benzet kendini ve saatine bak bilinçsizce.
O bilinçsizliğinden sıyrılıp kafanı kaldırdığın an
Sadece selam çak nereye gittiğini bilmeden ve el salla kaybettiğine...


27 Şub 2009

Sözlüye kalktım!

Sen hiç öğretmenine aşık oldun mu:D
demiş kend!mden ger!ye,okuduktan sonra söyle bakalım sözlüden geçtim mi kaldım mı:)

Ben hiç öğretmenime aşık olmadım ama ilginç bir anım yok anlamına gelmez bu.
Lisedeyken bir coğrafya öğretmenimiz vardı,ismi Tamer Şahin.Tüm kızlar hayrandı kendisine.Cilve yapanlar,bizim katta nöbetçi olduğunda etrafına doluşanlar,kırıta kırıta dersten çıkmak için izin isteyenler...Bu örnekleri çoğaltabilirim!(bu cümleyi bugün pek sevdim:).Neyse,lisede toplantılarıma annem geliyordu,her konuda kendisi bilgilendiriliyordu ve hatta bu konulara ''kızınız istiklal marşına inmedi'' '' kızınız bugün son derse girmedi'' ''kızınız.......'' gibi adımlarımda dahil oldu hep!Ee annem boşuna demiyor sayende okul idaresiyle akraba olduk!
Veli toplantılarımdan birinden döndüğünde annem anlatıyor;''Aylin sınıfa girdik,masanın karşısında ki sıraya oturdum.Hocalarınız teker teker girip çıktılar fakat bir tanesi,şimdi adını hatırlamıyorum,tüm öğrencileri sadece bana anlattı.'' ''Nasıl yani?'' ''Ne bileyim kızım,sürekli baktı baktı durdu,kesin senden çok şikayeti vardı,kızım sana söylüyorum gelinim sen anlaya getirdi durumu'' ''Yok canım''...derken veli toplantısı fırçası geçti gitti ve günlerden Pazartesi...Teneffüs oldu,katımızda da sevgili hocamız Tamer Şahin nöbetçi.Bizde 2-3 arkadaş dayanmışız koridor sonunda ki kalorifer peteğine,camdan bakıp muhabbet ediyoruz.Yanımıza geldi,alalade bir sohbetin arasında bana dönüp dedi ki;''Aylin senin gözlerinde güzel ama annenin gözleri muhteşem''...O an neye uğradığımı şaşırdım.''Teşekkür ederim hocam'' diyebildim sadece ve geçtik.Demek ki hocam annemin gözlerinden dolayı takılmış toplantıda bozuk plak misali.(Bu arada annemin gözleri yeşil)...
İşte öğretmen konusuna dair benden gereksiz ama geriye baktığımda güldüğüm bir anı...
Şimdi diyorum ki,öğretmenim söyler misin size aşık olan ve bunu size yansıtan öğrenciniz oldu mu?:)

Sobe/mim için teşekkür ederim.

18 Şub 2009

20'li yaşlardan 30'lu yaşlara gönderilen bir post...

Öyle birşey ki dost,
Çıkmaz sokakların dahi bittiği yerde yenisini inşa edecek kadar güçlüdür yanında.
Dağılan şeyleri toparlayamasa da ucundan tutma çabasında olandır.
Ortak bir şehri mesken tutandır ayrı şehirlerden uzanan elleriyle
Paylaşmaktır,dağılmaktır aynı kareye ve yine aynı karede buluşmaktır gülen kelimelerle...
Karşılıksız sevmektir,bazen kırılsada yansıtmamaktır,alttan almaktır,kabullenmektir eksilerini.
Cansız bir ekrana bakarak hissetmektir,ağladığında ağlayabilmektir,sarılmak,kundaklamak istemektir hatta...
Arada soğukluk,kopmuşluk hissettiğinde üzülmektir,boşvermemektir.
Günlerini alan soru işaretlerine kafa tutmaktır herşeye rağmen.
Kendi içinde kendinle,O'na rağmen çelişmektir.
Bırakmamaktır,ayakta tutmak,tutmaya çalışmaktır...

30'larda bekleyeceğini bilmektir imkansız olsada:)
Bunun imkansızlığını bilerek sırf dost söyledi diye buna inanmaktır,hızla ilerlemektir o yaşa.
Beraber yaşlanıcaz diye 30'lara,olağanca gücünle koşmaktır hatta...

Sevgili Muhabbet Çiçeği'nin dostluk konulu mimini bu şekilde yazmak istedim ve bu güzel mimi bana pasladığı için canım arkadaşıma teşekkür ederim.Benden de yazıda bahsi geçen Dost'a gitsin.Bakalım neler karalayacak bu güzel konu hakkında...

11 Şub 2009

Ya dışındasındır çemberin ya da içinde yer alacaksın...

iki kapı arasında gidip gelebilir insan ikisininde açıldığı yeri bile bile
Boş bir sokak içinde kaybolmak ister bazen
O sokakta boğulmak bir daha çıkmamak...
Herşey tek birşey haline geldiğinde etrafında ona içten bakan gözler arayabilir
Ve bir çiftini dahi bulamadığında gerçekle yüzleşir
Gider,siler,biter...

Öncesinin olmamasını ister.
Sonrasının kendini göstermiş çelişkili tavırlarını görmezden gelir
Bulunduğu anın ise bir an önce varlığını yitirmesini diler
Çıkmaza girince yaşam ya da girdiğini hissettiği en küçük anda
Nokta koymak ister.
Tek kalmak,
Silip süpürmek cümleleri,
Olmamak o an,hatta hiç olmadığını varsaymak...

''Ya dışındasındır çemberin
Ya da içinde yer alacaksın
Kendin içindeyken, kafan dışındaysa
Çaresi yok kardeşim
Her akşam böyle içip, kederlenip
Mutsuz olacaksın
Meyhane masalarında kahrolacaksın
Şiirlerle,şarkılarla kendini avutacaksın
Ya dışındasındır çemberin
Ya da içinde yer alacaksın''
Yeni türkü

27 Oca 2009

Bir dilim erken kutlama...(31.01.2009/banadair Berrin)

26 Ocak 2009 ve saat 14.20 idi bu kelimeleri yazmaya başladığımda.Geçtiğimiz sene ki gibi bir yazı ile süpriz yapmaktı amacım ve işte hissederek bugünün için yazdığım yazım...
İyi ki doğdun...

Nasıl bir çılgınlıktır birbirini görmeden,sadece klavye tuşlarına basarak sabahları beraber kahve keyfini yaşayabilmek;öğleni beraber aralamak ve akşam kapıları beraber kapatmak...
Aynı mekanda yer almadan beraber iş yapmak,yemek hazırlamak,hepsinden öte en ince noktaları bile bir aradaymışız gibi paylaşmak...
Ve nasıl bir dostluk ki bu,kilometrelere inat ihtiyaç duyduğunda bedenen olmasa dahi hep yanında bulmak...
İYİ Kİ DOĞDUN VE İYİ Kİ HAYATIMDASIN...
HEP HAYATIMDA OLACAĞINI VE YAŞLILIĞI BERABER KARŞILAYACAĞIMIZI BİLİYORUM.
DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN HATUNCUM...

Ve şimdi geçen yaşında yaşadıklarımıza dair bir kaç güzel hatırlatma sıralamak istiyorum bu gününde gülümsemeni sağlamak için...
Bak bakalım neleri yaşamışız,neleri geride bırakmışız;
*Her sabah güne bol kahkahalı bir günaydın çakmışız:)
*Aynı şarkıya takılıp,saatlerce ve hatta günlerce bozuk plak misali dinlemişiz:)
*Üzerinde ne var?Bende gri eşofman,pembe t-shirt,saçımda....gibi bir kritiğe girmişiz:)
*Arada Elif'inde ''merhaba merhaba ben Elif,başbakanınız konuşuyor'' diyerek katıldığı keyifli merkez sohbetleri yapmışız:)
*üzüntüleri paylaşmışız ve hatta aynı anda cansız bir ekrana baktığımızı bile bile beraber ağlamışız...
*Dedikoduları hastaneye kadar taşımışız:)O buğulu ortamda dahi gülmüşüz,güldürmüşüz birbirimizi...
*Patikadan Vatikana bir yolculuğa çıkmışız ve güneşi doğudan batırmaya çalışmışız:)
*Bir Kırmızı Ev hayali kurmuşuz,sınırları zorlamışız bir gün olacağına bile inanmışız:)
Ve yine Kazan muhabbetleri ve yine bol kahkahalı merkez sohbetleri ve yine bir dolu paylaşımı geçen yaşında dolu dolu yaşamışız...Daha çok şey yaşayacağız buna inan:)
Her yaşın bir öncekinden güzel geçsin hatuncum,30 da bekle beni,geliyorum:)