Geçtiğimiz haftalarda mail kutuma Berrin tarafından gelen,okuduğumda çok beğendiğim bu yazıyı paylaşmak istedim bugün...Sabahtan beri orta şekerli bir ruh halindeyken,bir noktadan sonra neşem yerine geldi tekrar.Girintili çıkıntılı,mutlu mutsuz,duygulu duygusuz muhabbetler ard arda yaşandı bugün ve sesli&çok sesli gülme konusunda çığır açtık:)Hele bir konu oldu ki yıkıldık resmen:)Rafet El Roman&Yusuf Güney düeti ile seslendirilen Aşk-ı Virane parçasıydı konumuz ve zaten kendisi son günlerde ki takıntımız.Gökçe Kırgız'ı zorlayacak gibi duruyor bu gidişle:)(Bu şarkının ilk çıkış muhabbetini buradan okuyabilirsiniz.)Gelelim paylaşacağım yazıya;
''Bayılıyorum Yabancı Damat'a... Cuma geceleri istiyorum ki hiçbir işim olmasın, iki sevdiğim diziyi arka arkaya izleyebileyim. Ama çoğu zaman bölük pörçük yakalayabiliyorum.
Geçen bölümde Yunan damat (Özgür Çevik) ile Antep kızı'nın (Nehir Erdoğan) nişanında bir patırtı koptu ki...
Yok "Helen kültürü Anadolu kültürünün üzerindedir",yok "düğün kilisede olacak", yok "Ensenizin arkasını görünce olur o düğün kilisede", yok " Atina'da oturacaklar",yok "Antep'te kalacaklar" derken nişan oldu bitti...
Gülümseyerek izlediğim dizinin sonunda yıllar önce benzer bir durum yüzünden çok sevdiği kız arkadaşından aynlmak zorunda kalan Süryani bir arkadaşım geldi aklıma...
Bir Türk kızını sevebilirdi ama asla evlenemezdi...
Nitekim bir kızı çok sevdi.
Her konuda anlaşıyorlardı ama arkadaşımızın ailesine ve törelerine karşı gelmeye gücü yoktu. Kendi toplumundan ve dininden biriyle evlenmek zorundaydı.
Ama birbirlerini o kadar çok seviyorlardı ki, üç yıl kadar saklı gizli yaşadılar beraberliklerini. Üç yılın sonunda bir karar vermesini istedi kız arkadaşı.
Severek ayrılmanın ne olduğunu sanınm onların ağrılı günlerinde anladık. Ne çok ağladı ikisi de...
Açıkçası hepimiz kız tarafı olmuştuk bir anda. Güçsüz olmakla suçluyorduk arkadaşımızı.
"Bir daha kimseyi sevmeyeceğim ama onunla evlenemem" dedi bize...
"Bunu yapamam. Ailemin tek çocuğuyum ve onları yıkamanı. Hem aşk dediğiniz nedir ki, geçecektir"
Orada sustuk..
Belki kendini teselli ediyordu, belki haklıydı, belki yanlıştı...
O gece o bunu söylediğinde sustuk kaldık.
O kalktıktan sonra "Kadınlar aşkta daha cesur" dedim. "Off" dedi eşim. "Sen de hep aynı şeyi söyler durursun. Nereden biliyorsun, nereden çıkarıyorsun bunu yahu?"
"E, baksana kızcağız ondan daha yürekliydi. Kendi ailesini karşısına almaya, onun ailesiyle mücadele etmeye hazırdı" dedim.
Derken evlenseler bile yaşayacakları zorlukların o ilişkiyi zaten paçavraya çevireceğinden, kadının yaşadıklarını erkeğin burnundan getireceğinden, iki toplum arasındaki farkların o evlilikte daima bir diken olacağından konuşuldu.
Doğru, belki de zaman içinde unuturlardı.
***
İmkansız aşklar, filmler, diziler, şarkılar için var olmalıydı. Kavuşulmuş, vuslata erilmiş tüm beraberlikler eskimeye, sıradanlaşmaya mahkumdu.
Belki bu kadar tutkuyla sevmelerinin nedeni başından beri kavuşmayacaklarını biliyor olmalarıydı.
Birer yasak elma vardı ellerinde. Küçük küçük kemirerek, lezzetinin tadına varmalarıydı aşklarını bu kadar farklı kılan.
Aradan bir zaman geçti.
Arkadaşımız evlenmedi. Bir kaç kız arkadaşı daha oldu. Kısa süreli, yüzeysel... Duyduk ki, o çok sevdiği Türk kızı evlenmek üzereymiş.
Geçen yaz, bir akşam konusu açıldı.
"Seninki evleniyormuş" dedi masadaki bir arkadaşımız.
Bir an, ama bir an bakakaldı.
Sonra sanki hiç böyle bir cümle kurulmamış gibi, sanki ona "dün gece televizyonda ne izledin" ya da "şuradan tuzluğu uzatır mısın" gibi sıradan bir soru sorulmuş da, o hiç duymamış gibi bardağına uzandı...
***
"Geçmiş" dedim dudağımın arasından...
"Hayır" dedi eşim. "Kanıyor..."
......
Şimdi boş bir sokakta,ışıkların altında ıslanmak ve ıslanan saçlarımı kurulamak istiyorum nedense...Oysa hiç sevmem saçlarımı kurulamayı.Nedensiz ve aslında nedeni yüklenmemiş.
.....
Herkese güzel bir haftasonu diliyorum...
Alıntılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Alıntılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
10 Eki 2008
4 Ağu 2008
Gerçeğe yakın güzellikte eserler...
Julian Beever,Avrupa'nın kaldırımlarına “anamorphose” tipi (belli bir açıdan bakıldığında üç boyutlu hissi veren) resimler çizmesiyle ünlü bir ressam. Bu tarzını büyük şirketlerin reklamları için de icra ederek iyi para kazanıyor ama işin sanatsal boyutunu da ihmal etmiyor.İşte Julian Beever ‘a ait eserlere birkaç örnek;








Üyesi olduğum başka bir siteden arkadaşımın açtığı forumda gördüm bu resimleri,gerçekten bu kadar emek verilip,gerçeğe yakın şeyler çıkartılmış olması bir başka değer katıyor buna emek veren kişiye.Hani yürüğümüzde gördüğümüz an gerçek sanıp yan tarafından geçmeye kalkabileceğimiz kadar gerçek denilebilir.Bu güzelliği sizinle de paylaşmak istedim,umarım beğenmişsinizdir.








Üyesi olduğum başka bir siteden arkadaşımın açtığı forumda gördüm bu resimleri,gerçekten bu kadar emek verilip,gerçeğe yakın şeyler çıkartılmış olması bir başka değer katıyor buna emek veren kişiye.Hani yürüğümüzde gördüğümüz an gerçek sanıp yan tarafından geçmeye kalkabileceğimiz kadar gerçek denilebilir.Bu güzelliği sizinle de paylaşmak istedim,umarım beğenmişsinizdir.
1 Şub 2008
Bir gün güneş Doğu'dan batar mı..

Ben seni kocaman bir yürekle sevdim.
Gözlerim değil, yüreğimdi seni gören.
Sen damarlarımdaki kana karışıp, geldin oturdun yüreğime. Bir başka yerde olamazdın zaten. Sen, benim en değerli yerimde, yüreğimde olmalıydın,orada kalmalıydın.
Çok aşka ev sahipliği yapan bu yürek, ilk kez bu kadar kolay kabullendi seni. Herhangi bir konuk değildin artık. Bu yüzden ne ağırlama faslı vardı, ne de uğurlama.
O yüreğin gerçek sahibiydin.
Şimdi sonbahar, kışa giriyoruz ya... Ben dört mevsim baharı yaşadım seninle.
Çiçek çiçek açtın yüreğimde.
Gökkuşağı zayıf kaldı, senin renklerin karşısında. Taze bir yaprak gibi yeşildin. Açelya idin pembeliğinle. Üzerine çiğ taneleri düşmüş sarı güldün. Kırmızıydın bir ateş gibi. Ve maviydin...
En çok bu renkle anmayı sevdim seni. Denize tutkundum, denizi sensiz, seni de denizsiz düşünemedim.
Seni severken dünyayı da sevdim ben, insanları da... Kendime bile dar gelirken, içinde herkese yer olan bir hayatın sahibiydim artık.
En kızgın,en tahammülsüz olduğum anlarda bile, seni düşünmek yetti bana.İçimdeki sevinç yüzüme yansıdı, güldüm. Beni öylesine güldüren senin sevgindi ve ben kaygısız, içten gülüşün ne demek olduğunu, nasıl güzel bir şey olduğunu anladım seninle...
Her şeye rağmen sevdim seni.
Güçlüydüm ve aşamayacağım hiçbir zorluk yoktu. Koca bir kente, koca bir ülkeye kafa tutabilirdim. Sen elimden tuttuğunda, patlamaya hazır bir volkan gibi hissederdim kendimi.
Menzil sendin ve ben o menzile ulaşmak için önüme çıkan her şeyi yokedebilirdim.Sana ulaşmamı engelleyecek her şeyi eritirdim, kül ederdim.
Sana ulaştığımdaysa sakin bir göle dönüşürdüm. Ve o göle bir tek sengirebilirdin.
Sevdim ve hayrandım da... Her halin çekti beni.
Duruşunu, uyumanı,gülmeni, kızmanı, şaşkınlığını, saflığını, kurnazlığını, çocukluğunu,olgunluğunu sevdim.
Sesini de sevdim suskunluğunu da.
Küçük oyunlarını, kaprislerini, sitemlerini, korkularını sevdim.
Seni ve o doyumsuz sevdanı, uçarı sevdanı anlatacak kelime bulamadım çoğu zaman.
Sığmadın cümlelere ve hiçbir cümle seni yeterince tarif edecek kadar derin olmadı.
Seni severken yorulmadım. Çünkü sen yaşam kaynağıydın. Her gün yenilendim.Seninle çoğaldım, büyüdüm. Eksik kalan neyim varsa tamamladın.
Ölmeyecektim çünkü sen ölmezliğin ta kendisiydin.
Sevdim işte ötesi yok...
25 Oca 2008
ben senden GİTTİM...

Günlerdir, aklımdan yürüyen sözcüklerin yüreğimdeki sızıya her dokunuşunda biraz daha kızgın biraz daha küskün cümleler kurdum. Şimdi mi, şimdi hüzün zamanı…
Evet BİTTİ!!
Hayaldi ve gerçeğe çarptığımız an bitti. Belki de suya yazılmış bir aşk masalıydı bizimki. Hani zamanında her şeye inat beraber ayakta kalabilme çabalarımız filan aklıma gelince, sonumuza bakıp derin bir acı çekiyorum ciğerlerime. Dönüşü olmayan bir yola ürkmeden adım atabilme cesaretimiz içinse hiç övünemiyorum biliyor musun? Aşk, gerçeklere ne kadar yakınsa sonsuzluğa o kadar uzakmış meğer…
Benim için artık bir yabancısın. Oysa hayattan aldığım her darbede çevireceğim acil numaram, en yakın dostum, sevgilim, hayat arkadaşım olduğunu sanmıştım.
Şimdi yaşamak için yeni sebepler arıyorsundur kendine ve her gece başını yastığa koyduğun anda benden kalan parçaları içindeki ateşle yakıp uyuyorsundur. Tanırım seni! Yüreğini yeni bir yüreğe açman biraz süre alır ama hayat devam ediyor mantığınla bunu da aşarsın!
Doğruların- hani şu asla, ne pahasına olursa olsun değiştiremeyeceğin doğruların-bir gün hangi kadının el değmesiyle doğru olmaktan çıkar işte onu bilmiyorum..
Ben senden gittim; hemde telefonun diğer ucundaki suskunluğuna bağırıp çağırıp ağlarken
Ve şimdi…
Unuttum seni demek için çok erken belki de çok geç!
Vakit ayrılık vaktiydi; bitti
Senin için tüm iyi dileklerim, yüreğimin ta derinlerinden sesleniyor:
Mutlu ve sağlıklı yaşa. .
(Alıntıdır)..
Evet BİTTİ!!
Hayaldi ve gerçeğe çarptığımız an bitti. Belki de suya yazılmış bir aşk masalıydı bizimki. Hani zamanında her şeye inat beraber ayakta kalabilme çabalarımız filan aklıma gelince, sonumuza bakıp derin bir acı çekiyorum ciğerlerime. Dönüşü olmayan bir yola ürkmeden adım atabilme cesaretimiz içinse hiç övünemiyorum biliyor musun? Aşk, gerçeklere ne kadar yakınsa sonsuzluğa o kadar uzakmış meğer…
Benim için artık bir yabancısın. Oysa hayattan aldığım her darbede çevireceğim acil numaram, en yakın dostum, sevgilim, hayat arkadaşım olduğunu sanmıştım.
Şimdi yaşamak için yeni sebepler arıyorsundur kendine ve her gece başını yastığa koyduğun anda benden kalan parçaları içindeki ateşle yakıp uyuyorsundur. Tanırım seni! Yüreğini yeni bir yüreğe açman biraz süre alır ama hayat devam ediyor mantığınla bunu da aşarsın!
Doğruların- hani şu asla, ne pahasına olursa olsun değiştiremeyeceğin doğruların-bir gün hangi kadının el değmesiyle doğru olmaktan çıkar işte onu bilmiyorum..
Ben senden gittim; hemde telefonun diğer ucundaki suskunluğuna bağırıp çağırıp ağlarken
Ve şimdi…
Unuttum seni demek için çok erken belki de çok geç!
Vakit ayrılık vaktiydi; bitti
Senin için tüm iyi dileklerim, yüreğimin ta derinlerinden sesleniyor:
Mutlu ve sağlıklı yaşa. .
(Alıntıdır)..
11 Kas 2007
KARA DUTUM;ÇATALKARAM...
KARA DUTUM, ÇATALKARAM, ÇİNGENEM,NARTANEM, NURTANEM, BİRTANEM.AĞAÇ İSEM; DALIMSIN SALKIMSAÇAK,PETEK İSEM ;BALIMSIN AGULU.GÜNAHIMSIN,VEBALİMSİN,SEVABIMSIN.KADINIM, KISRAĞIM ,KARIMSIN....
Neden KARADUTUM diye başlamıştı ? Çünkü karadut sevdaya adanmıştı.Hem de ölümüne sevdalara....Bu sevda Yunan Mitolojisinde şöyle anlatılmıştı yüzyıllar önce :
Bir zamanlar birbirlerine aşık iki genç vardı. Kızın adı Tispe ,delikanlının ki ise Piremus idi. Bunlar yanyana evlerde otururlardı. Birlikte büyüdüler ve çocukluklarından beri birbirlerine karşı ask beslerlerdi. Fakat aileleri görüşmelerini istemezler, birbirlerine uygun olmadıklarını düşünürlerdi. Oysa onlar birbirlerini ölesiye seviyorlardı. İki evin arasında gizli bir çatlak vardı aileleri bunu bilmezler onlarda geceleri burda bulusur o aradan birbirlerine seslerini duyurur aşklarını dile getirirlerdi. Bir gece ormandaki ağacın altında buluşmaya karar verdiler. Tispe ağaca Piremus dan önce varmıştı. Gittiğinde avını yeni yemiş ağzından kanlar akan kocaman bir aslanla karşı karşıya geldi. Korkarak bi mağaraya doğru koşmaya başladı. Farkında olmadan yolda boynundaki eşarbını düşürmüştü. O sırada Piremus geldi gördükleri karşısında donup kalmıştı. Kocaman aslan ağzında kanlarla birlikte biricik sevgilisi Tispe'nin esarpını parçalıyordu. O an aklına gelen ilk ve tek şey aslanın Tispe'yi öldürerek yediğiydi. Tispe'siz yaşayamazdı. Aklından geçen sadece aşkı uğruna canına kıymaktı. Belinden hançerini çıkardı ve göğsüne sapladı. Kanlar içinde cansız bedeni yere düştü. Tispe ise korkusunu bir kenara atıp bir an önce aşkını görmek için mağaradan çıkmaya karar vermişti. Ağacın altına geldiğinde o korkunç sahneyle yüzleşti. Piremus'un cansız vucudu yerdeydi ve elinde Tispe'nin düsürdüğü eşarpını tutuyordu. İlk önce genç kız olanlar karşısında ağlamaktan hiçbir şeyi anlayamamıştı. Ama esarpı ve uzaklaşan aslanı görünce anladı. Bir an ve mağarada düşündüğü o korkunç şey başına gelmisti. Ve onun öldüğünü düşünen Piremus askı uğruna canına kıymıştı. Tispe bir an bile düşünnmeden hançeri aldı ve göğsüne götürdü. Onların aşkı ölesiye bir aşktı ölüm bile onları ayıramazdı. Eğer Piremus aşkı uğruna ölümü göze aldıysa o da hiç çekinmeden canına kıyabilirdi ve hançeri sapladı. Birden vücudu Piremus'un bendeninin üstüne yığıldı. O anda tanrılar bu yüce aşkı ölümsüzlestirmek istediler ve bu ciftin üstünde duran agacı bunların askına adadılar. Piremus'un kanını bu ağacın meyvelerine, Tispe'nin gözyaslarını ise ağacın yapraklarına verdiler. O günden beri kara dut ağacının meyvesinin çıkmayan lekesini, (Piremus'un kan lekesini), dut ağacının yaprakları, (Tispe'nin gözyasları) temizler.. Bilirmisiniz dut agacının meyvesinin lekesi çıkmaz ama elinize ağacın yaprağını alır ovuşturursanız lekenin gittiğini göreceksiniz
...
Bir zamanlar birbirlerine aşık iki genç vardı. Kızın adı Tispe ,delikanlının ki ise Piremus idi. Bunlar yanyana evlerde otururlardı. Birlikte büyüdüler ve çocukluklarından beri birbirlerine karşı ask beslerlerdi. Fakat aileleri görüşmelerini istemezler, birbirlerine uygun olmadıklarını düşünürlerdi. Oysa onlar birbirlerini ölesiye seviyorlardı. İki evin arasında gizli bir çatlak vardı aileleri bunu bilmezler onlarda geceleri burda bulusur o aradan birbirlerine seslerini duyurur aşklarını dile getirirlerdi. Bir gece ormandaki ağacın altında buluşmaya karar verdiler. Tispe ağaca Piremus dan önce varmıştı. Gittiğinde avını yeni yemiş ağzından kanlar akan kocaman bir aslanla karşı karşıya geldi. Korkarak bi mağaraya doğru koşmaya başladı. Farkında olmadan yolda boynundaki eşarbını düşürmüştü. O sırada Piremus geldi gördükleri karşısında donup kalmıştı. Kocaman aslan ağzında kanlarla birlikte biricik sevgilisi Tispe'nin esarpını parçalıyordu. O an aklına gelen ilk ve tek şey aslanın Tispe'yi öldürerek yediğiydi. Tispe'siz yaşayamazdı. Aklından geçen sadece aşkı uğruna canına kıymaktı. Belinden hançerini çıkardı ve göğsüne sapladı. Kanlar içinde cansız bedeni yere düştü. Tispe ise korkusunu bir kenara atıp bir an önce aşkını görmek için mağaradan çıkmaya karar vermişti. Ağacın altına geldiğinde o korkunç sahneyle yüzleşti. Piremus'un cansız vucudu yerdeydi ve elinde Tispe'nin düsürdüğü eşarpını tutuyordu. İlk önce genç kız olanlar karşısında ağlamaktan hiçbir şeyi anlayamamıştı. Ama esarpı ve uzaklaşan aslanı görünce anladı. Bir an ve mağarada düşündüğü o korkunç şey başına gelmisti. Ve onun öldüğünü düşünen Piremus askı uğruna canına kıymıştı. Tispe bir an bile düşünnmeden hançeri aldı ve göğsüne götürdü. Onların aşkı ölesiye bir aşktı ölüm bile onları ayıramazdı. Eğer Piremus aşkı uğruna ölümü göze aldıysa o da hiç çekinmeden canına kıyabilirdi ve hançeri sapladı. Birden vücudu Piremus'un bendeninin üstüne yığıldı. O anda tanrılar bu yüce aşkı ölümsüzlestirmek istediler ve bu ciftin üstünde duran agacı bunların askına adadılar. Piremus'un kanını bu ağacın meyvelerine, Tispe'nin gözyaslarını ise ağacın yapraklarına verdiler. O günden beri kara dut ağacının meyvesinin çıkmayan lekesini, (Piremus'un kan lekesini), dut ağacının yaprakları, (Tispe'nin gözyasları) temizler.. Bilirmisiniz dut agacının meyvesinin lekesi çıkmaz ama elinize ağacın yaprağını alır ovuşturursanız lekenin gittiğini göreceksiniz
...
18 Eki 2007
Murathan Mungan'dan Çok Beğendiğim Bir Kaç Paragraf...
''Ya biz, binde bir karşımıza çıkan dostluk,arkadaşlık,sevgililik fırsatlarını ne yapıyoruz? Akşamüstünün bir saatinde yorgun gövdemiziyaslayıp mırıl mırıl konuşabileceğimiz, omuzumuzadolanan bir kolun, başımızı yaslayabileceğimiz biromuzun, belimizi kavrayan bir elin, uzun yollaradayanıklı aşkların sahibi karşımıza çıktığında tanıyabiliyor muyuz onu? Değerinibiliyor, biricikliğini, benzersizliğini anlayabiliyormuyuz?Yoksa hayatı sonsuz, fırsatları sayısız sanıp kendimizihep ileride bir gün karşılaşacağımızı sandığımız birbaşkasına ,bir yenisine ertelerken hayat yanımızdangeçip gidiyor mu?
Karşımıza zamansız çıkmış insanları yolumuzun dışınasürerken birgün geri dönüp onu deliler gibiarayacağımızı hiç hesaba katmıyor muyuz? Hayat her zaman cömert davranmaz bize, tersine çoğu kezzalimdir, her zaman aynı fırsatları sunmaz, toylukzamanlarını ödetir. Hoyratça kullandığımızarkadaşlıkların, eskimeden yıprattığımızdostlukların, savurganca harcadığımız aşkların hazin hatırasıyla yapayalnız kalırız bir gün.
Bir akşamüstü yanımızda kimse olmaz, ya da olanlarolması gerekenler değildir. Yıldızların bizim içinparladığını göremeyen gözlerimiz, gün gelirhayatımızdan kayan yıldızların gömüldüğü maziye kitlenir.
Kedilerin özel bir anını yakalamak gibidir kendihayatımızdaki olağanüstü anları ve olağanüstü kişileriyakalamak. Bazılarının gelecekte sandıkları ''BIRGÜN''geçmişte kalmıştır; oysa, hani şu karşıdan karşıya geçerken, trafik ışıklarında rastladığımız, omuzunuzunüzerinden şöyle bir baktığınız sonra da boşverip''Nasıl olsa ileride birgün tekrar karşıma çıkar ''dediğinizdir.Oysa tam da o gün bu zalim şehri terketmiştir O, boş yere bu sokaklarda aranırsınız...
17 Eki 2007
Gelişin de Tesadüftü Gidişin de...
Bazen sanıyordum ki sen hep vardın… Bazen sanıyordum ki, sen hep olacaktın..Yüreğimdeki sevgi kimliğini yitirmeyecekti zamanla… Ben hep senin olacaktım. Sen hep bana aynı gözlerle bakacaktın. Sana ilk kez dokunduğum o karanlık akşamdaki gibi, birden bire oluverdi her şey bizim hayatımızda… Bizim bir hayatımız var mıydı onu bile bilmiyorum şimdi…
İstanbul'a sanki bir dua gibi, bir sihir gibi yağıyordu kar. Karanlık sokaklarda yürüyorduk hiçbir yere varmayı ummadan. Bizi bekleyen hiçbir şey yok sanıyorduk. Oysa ne çok şey varmış.. Ne çok şey yaşanacakmış…
Birden bire dokunduğun ellerim bir mucizeye tanık olur gibi ısınmıştı birden bire… Sonra bir mucizenin bitişine tanık olduğunda da yine onlardı gözlerimi kurulayan… Ne başlarken, ne biterken canımı acıtmadı bu mucize… Belki biraz ağladım…
"Bana gelişin bir tesadüf mü" demiştim gülerek. "Tesadüf diye bir şey yoktur yaşamda" demiştin sen de… "Ben her şeyi göze alıp geldim…" Giderken de her şeyi göze aldın biliyordum… Ben de… Bir tek sevmeyi göze alamadık… Belki bu yüzden imkansızdık…
Gelişin de tesadüftü gidişin de biliyorum şimdi… Hayatımdan öylece geçip gitmek için gelmiştin… Geçtin… Gittin… Oysa sen hayatta tesadüf yoktur demiştin… Oysa sen kalmak için gelmiştin… Öyle demiştin… Oysa Geç-tin… Gittin…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

