Aylince etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aylince etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 May 2011

Bazen...

‎Ve ßazen
...
nefes almayı unutmak qerekiyor dakikalarca,
derin ßir uykuya dalıp qözlerini sımsıkı yummak,
farkında olmadan her iç çekişinde alaycı ßir qülümseme takınmak,
sonra da qözlerini hafif hafif aralamaya çalışarak hayata fiyakalı ßir selam çakmak...


29 Eki 2010

Bu sabah..

Bir anda başlayıp bir anda tükenen herşeye kibrit çakasım var bu sabah.Şimdi 6.kattan aşağıya inip yağmurun altında sırılsıklam olasım ve bir otobüse atlayıp olabilecek en uzak durağa kadar gidesim var.Ruhumu sarhoş edesim ve ruhumun sarhoşluğundan geçen yolcuları tek tek yakasım,küllerinden yeni bir çağ yaratasım var.
Kurgulanmış herşeyden nefret edesim ve o nefretle yarattığım umursamazlığımla tüm şehre;tüm dünyaya meydan okuyasım var.

3 Eyl 2010

Son Perde

Kime neyi anlatmaya gerek var ki şuan şu dakika...
Hoyratça savrulan kelimeler bu kadar ortadayken kime neyi anlatmaya gerek var satırlarda?

Sanki bir film sahnesinin hiç karşılaşmamış gibi duran kahramanlarıyız seninle,ne rolümüz belli ne repliğimiz.Adımlayabildiğimiz kadar varız ve kendimizi ifade edebildiğimiz kadar kelimelerimiz...Sahne kapandığında olabildiğince bir suskunluk perdesi inerken dudaklarımıza,diğer sahneye geçer geçmez fütursuzca dökülüyor kelimeler günahlarımızla.Hangimizin daha çok günahı var bilemedim şimdi,hangimiz daha masum ya da hangimiz daha çok...Bir saniye hangimiz diye birşey var mıydı?Biz dediğimiz şey tekillere düştüğünden beri 'evet' vardı.Yoksa tüm sırlarımız ortaktı BİZ'im ve işlediğimiz her suçun arkasında durabilecek kadar heybetliydi görüntümüz...Ama BİZ'ken...

Şimdi madem bir film karesinin son sahnesinde son perdenin iplerini/iplerimizi çekiyoruz kendi ellerimizle ayrı karakterlerimizle;son bir defa ama son bir defa BİZ olalım...
İnat dedin ya bir repliğinde;işte tüm yaşanmışlıklara inatla...

Özetle...

Özetle;
bugün gülümsemelerim üzerimde nedeni var-yok kime ne?
Bir zaman gelmiş geçmiş;bir hikaye yaşanmış bitmiş,giden seçimini yapmış ve gitmiş...Şimdi kalan...Kalan sahalar kimin?

O çok sevdiğim pembe,kardanadamlı,kışı anımsatan ve belki de kışın gelmesi için yoğun enerji yükleyen kupamla kahve içiyorum.Tadı eskilerden kalma,biraz özlem dolu biraz buruk ama kokusu aynı güzellikte ve beni benden alıp götürebilecek kadar derinlikte...Özlemişim...

''...uzun bir yola çıkmış ve heyecan dolu;saçlarının hafif sarı tonlarını iyice sarılaştırmış ve oldukça da zayıflamış;yine atraksiyon yaşamış ama bu defa biraz hoyrat davranmış,deli-dolu,hırçın,eskiye nazaran daha hırslanmış...
Çıktığı yoldan valizine umut yüklemişken;gittiği yerde umutları ile söz verilmişliğin ertesi güne yansımasının ve bir kaç sms yıkıntılarının tesirini yer değiştirmiş...Olabildiğince inatçı adımlarla başlangıç noktasında yerini almış...
Hala tatlıßirşurup tadında:) Biraz ama çok az daha büyütmüş içinde ki çocuğunu ve şimdi tüm gelen günlere,gecelere merhaba derken...

Veda ettiklerine biraz hüzün dolu,buğulu,sancılı bir Alohaa ! ''

''qizlenmiş yaşanmışlıklar dahi,verilen sözlerin kandırılmış utangaçlığının üstüne geçemez.''
Ve hala varsa bir yerlerde sevgi kırıntıları ya da mutluluğa dair birkaç adımlık umut...
Beklemeden atılmalı...

6 Haz 2010

Yağmur...

Pencereden baktığımda dışarı çıkma isteği uyanmamıştı içimde,ta ki kaptığım bir battaniyeyle soluğu bahçede bulunan salıncakta alana kadar.Kahve kokusuyla beraber yağmuru paylaşmak istedim bir an;bir an bahçede birkaç adım atıp yağmurda ıslanmak;bir an kulaklarımı tüm dünyaya kapatıp ruhumu yağmurun sesine açmak...
Hiç aklımda olmazken yağmurluğumu kapıp bisiklete atlamam sadece hayal gibiydi ve tek hamleyle gerçekleşti.Pedalları hızlı hızlı çeviriken tüm şehrin güneşini beni kucaklayan yağmurla geride bıraktığımı düşünmek ve bir de tüm olumsuzlukları atmak birer birer rahatlatmıştı beni...
Eve dönüş yolunda tek dileğim,yağmurun kenti terk etmemeseydi...
Oysa biliyordum sadece iki gün daha mühdet vermişti kokusunu duymama ve ben o iki günden iki asır etkisi çıkartmak için çoktan hazırlamıştım kendimi...

23 Mar 2010

Üstü tozlanmayacak kadar ağrılı kelimeler...

Tanıdık bir koridora girmek üzereydim,tanıdık bir kokuda karşılamak üzereydi otomatik kapısı açılırken...
İçeride yüzlerini daha önce hiç görmediğim ama müthiş bir yorgunluk ifadesi taşıyan birbirinden farklı insanlar oturuyordu.Sıra yoktu,sadece odaya girip söylemem gerekiyordu ve o da beni bir önceki seferde olduğu gibi işlem yapmaya yönlendirecekti.Elimde nüfus kağıdı gittim yarı yuvarlak penceresi bulunan yere.
Birkaç dakika sonra ''eşiniz işten mi ayrıldı'' diye sordu,bense bana çok doğal ama karşımdaki bıyıklı adama çok anormal gelen bir cevap verdim ''bilmiyorum''.''Nasıl bilmiyorum'' dediğinde,zaten sinirlerimin kat sayısı tavana ermeye yüz tutmuşken ''boşanıyorum da'' dedim.Sigortasının gözükmediğini,ayrılmış olabileceğini,vs vs vs işlemler ile ilgili bir ton ıvır zıvır daha...Tamam dedim sen kaydı yap,ne gerekiyorsa yaparım.Oldukça emin bu cümleyi söylerken gözlerimin dolu dolu olduğunu ve boğazıma kocaman bir düğüm oturduğunu farkettim.

Baba;kendim için yakıştıracak birini bulamadığım ve oğlumda da aynı yakıştırmayı yapamadığım sıfat...

Bir sürü hasta çocuk,serumlar,oksijen maskeleri ki biri oğlumun küçük suratında,giren çıkan hemşireler,ağlayan bebekler,emzirme odası arayan ama maalesef bulamayan anneler ! Eksikliğin,özensizliğin getirdiği daha bir sürü saçma sapan işleyiş...

Saatlerce gözlerim hep dolu dolu,sanki önüne set çekmişim gibi ya da kurumaya eğimli bir gözü ıslak tutmak için görev edinmiş damlalar gibi.
Hiç akmadı ta ki çıkışımızı yapıp arabaya binene kadar.
Annem arabayı kullanıyorken ben herzaman ki gibi bir ayağımı koltuğa çıkartıp dizimi kendime çekmiş,bir elimle de başımı desteklemiş bakıyordum sahil yolunda.
Bir de ağlıyordum hiç konuşmadan,içimden konuşuyordum çünkü ağlarken düğümlenmişse boğazım konuşamıyorum.

Yine düğümlendim,yazamıyorum...

28 Şub 2010

Geride bırakırken...

Alışılagelmiş bir film karesinden hayata bakmak geldi şimdi içimden.Herşeyin sıradanlıqına inat ekstra baloncuklar çıkartmak güne dair ve aklımın uçurumunda atlamak üzere duran muzip fikirlerimden birini özgür bırakmak geldi.Çok sesli adını verdiqimiz bir qülümseme stili ile biramı yudumlamak ve özgür bıraktığım fikrimi,pileli etekli lüle lüle saçlı yaramaz bir kız çocuğu edasıyla izlemek geldi bir de içimden...

Kızmızı Ev'in devamını getirmek için oturdum aslında pc nin başına ama gelin görün ki,birkaç satır yazabildim ve hiç mi hiç hissetmedim tek kelimesini bile...Zaman hesaplaması yaparken tam 1 sene geçmiş olduğunu farkettim ve Maribel-Marla'nın hayatlarından bir sene daha geçerken ne çok şeyi geride bırakabildiklerini.Ve ne çok şey sığdırdıklarını ve bu geçen bir
yılda ilk defa birbirlerinin yüzlerine hasret kaldıklarını...

Şimdi bir resim karesinde saklı tüm senenin ayrıntıları...

25 Şub 2010

Saklı cümlelerime...

Yarım bıraktığım ne çok şey varmış diye düşünürken;bıraktıklarımın sadece kitaplardan ya da sonu gelmemiş filmlerden ibaret olmadığını görmüş oldum.Bir öfkeyi yarım bırakmışım mesela ya da tam kendimde hissedecekken aşkı,rüzgarına kapılmışım ve bilinmedik bir limana savrulmuşum hoyratça...Işıklarla kaplı bir yol sanmışım mutluluğu ama yarı yolda ışıkların gidebileceği ihtimalini aklımdan tamamen çıkartmışım.Zamanı birden fazla değişimin gösterildiği bir dizi gibi harcamış,ardıma baktığımda ''keşke'' dememek için savunmuşum en dibsiz yanlışları...Doğruları ise paket yapmışım irili ufaklı,bir bisikletin arka selesine yerleştirmişim ve olabildiğince kaçırmaya çalışmışım pedalları hızlı hızlı çevirerek.Oysa yolun bir yerde çıkmaza girebileceğini düşünmemişim...Sona gelmişim ve o pedalları hızlı hızlı çevirirken geçtiğim yüzlerin önemini farketmemişim.

....

15.00 itibariyle kulağımda çokta aşina olmadığım bir şarkı,kucağımda oğlum;öpüyor beni dur durak bilmeden...Bilinmezliğinin içinde bildiği en derin duygularla dokunuyor tenime defalarca...Biraz ağlıyorum şarkının cümleleri ilerlerken o ise benim ağlamama karşılık;en güzel ev sevdiğim gülüşüyle bakıyor gözlerime...Bir yandan en belirgin ortak özellğimize duygulanırken;bir yandan öfke bulutlarının arasında buluyorum kendimi...Küçük ama öpülesi boynuna bir öpücük konduruyorum ve damlaları gözlerimin içine hapsediyorum.

Yarım saat sonra biliyorum ki bu ruh halimide paketleyip,atacağım bisikletimin selesine ve olabildiğince hızlı çevireceğim pedallarını...

amatör - yeni türkü bana bir masal anlat baba izlesene.com

22 Şub 2010

İstasyon İnsanları

...Ne istediğimizi ya da tam anlamıyla neyi beklediğimizi bilmeyiz adım adım sona yaklaşırken.Her istasyonda yeni bir istasyon hayali kurarız nedensiz ve zaten içinde bulunduğumuz trende hiç durmaksızın ilerler,tek amacı vardır duraklamakta,o da;yeni yolcular almak ve gidenleri uğurlamak...

13 Oca 2010

Sıradan bir hayal...

''Altımda olaßildiqince ßol olan ßir kot pantolon,üzerimde beyaz atlet ßody ve ayaqımda ßeyaz converse...Saçlarım alalade tepede toplu pemße ßir tokayla,qözümde de iri camlı beyaz kemik qözlükler...qüneşin ßunaltan sıcaklıqına inat,kelimelerle doldurduqum o çok sevdiqim yolu;
ßir defa daha yürümek istedim şimdi...''
.
İki gündür aklımda olan ve içimde dolu dolu yapma isteği hissettiğim bir şeydi bu.Düşündükçe mutlu oluyorum,düşündükçe huzur duyuyorum.''Dört mevsim yaşayabilecek kadar seviyorum kışı'' diyen bir insanın,qüneş ile kurduğu bir hayal sonucu mutlu olabilmesini
neye bağlamalıyım şimdi?

30 Ara 2009

Mutlu yıllar Hatun'cum,iyi ki varsın yeni yılımda da :)

Hadi !
Üzerini oldukça sıkı giyin,bir işi becerelim derken sağlıktan olmayalım yılın son günü :) Çekiçleri ve tahtaları alıp bahçede bir kızak yapalım,biraz da süs alalım yanımıza,hatta bir de sıradan kahverengisini rengarenk boyayacak fırçalarımız olsa ne ala :) Süs olarak elimizde sadece makyaj için kullandığımız renkli farların ve birkaç ışıltılı rujun olduğunu biliyorum bakma öyle,onlarla bişeyler çıkartabileceğimizi düşündüm sadece;yeterli de olur sanıyorum,yarın sahneye çıkacak bir kızak sonuçta yaptığımız...Çok ahım şahım olmasa da olur...

(1 saat sonra)

İçeriye gidip,biraz su kaynatacağım sen devam et.Üç şekerli anlarda bahçe keyfi koydum bu anın adını;kahvelerimizi alıp geliyorum.İçimiz ısınsın bu soğuk kış günü;gerçi gülüşün şehri ısıtacak kadar etkili ama :)

(3 saat sonra)

Tamam,oldukça qüzel görünüyor bence.Yan tarafına ''qüle qüle'' de yazdıktan sonra bitmiş olacak ama hangi rujla yazsam ona karar veremedim.Turuncu,yeşil;pembe karışımı olsun mu?

(ve ertesi qün saat 23.59)

Hazır mısın?
İçine herşeyi koyduğumuzu düşünüyorum 2009'a dair;hüzün,yalan,mutsuzluk,hayal kırıklıqı,karmaşık günler demeti :),tadını sevmediğin iyi yapılmamış bir pizza :) hatta bir an şehrin kalabalığının bizi boğduğu günleri de koymak istedim ama o kadar yoğundu ki duygusu,onun için ayrıca kızağın arkasına bir vagon yerleştirdim.
Eklemek istediğin her ne varsa bunun için son 1 dakikan olduğunu ve 2010 a adım attığımız ilk dakika birbirimize sarılarak hepsini geçmişe göndereceğimizi unutma...

Ve 10 !
9!
8!
7!
6!
5!
4!
3!
2!
1!

İşte qidiyorrr,Hoşqeldin 2010 ve Mutlu yıllar Dostum,gülümse :)

Dosta yazılmıştır...

4 Ara 2009

Aralık ayı'm...

Ertelenmeyecek kadar kısa ve qeç kalınmayacak kadar yaşanası bir mevsime adım atmışken Aralık ayıyla
''yani adına AŞK dediqim ayımla'';
mutluluk hep nefes kadar içimizde olsun...
Olsun ki;
dört mevsim yaşamak isteyecek kadar sevelim kışı...

28 Kas 2009

Mutluluqum...

Herşeye raqmen qülümseyebilmeli insan...
Mutluluk aynaya baktıqında karşılaştığın qülüşünde qizli ne de olsa...
Çok olumsuz anlarda yaşasan hayatında,daha kötüsünü düşünüp atlamaya çalış üzerinden.
ßen yapıyorum ve ßu şekilde şansımın farkına varıyorum...
Şanslıyım;
içimde qülmeyi ßilen ve hiç ßüyümeyen bir çocuk yaşatıyorum ...

11 Kas 2009

Mutluluk Oyunu

Mutluluk belki de çocukluğumda hiç oynamadığım bir oyunu öğretiyordu bana,elma dersem çıkar mıydı,oyunun kurallarında elma-armut ikilisi var mıydı bilmiyorum.Tek bildiğim zor bir oyun olduğu ve hep kendi istediği zaman oynamama izin verdiği...Oyunun tam benim için oldukça keyifli kısmına geldiğimizde neden yarıda bırakmak durumunda kalıyordum,neden aniden siren sesleri duyuluyordu acil durumu haber vermek istermişcesine ve neden oyunun sonu hiç gelmiyordu anlayamadım bir türlü;anlatanda olmamıştı ki dinleyeyim.Bir cümle hatırlıyorum sadece uzaklardan gelen '' sakin ol,yakında geçer''.Bu da kurallardan biriydi sanırım,duyuyorsan bu cümleye karşılık '' hep geçiyor'' dediğimi bilmeni istiyorum.
Tam yakaladığımı sandığım an kenarından köşesinden uçurtmayı,ipin elimde kaldığını ve uçurtmaya hakim olmanın bir sonra ki bahara kaldığını anlamam geç olmuyor.Özgürlüğüne gidiyor ve ben özgür kalmayı istediğim yolları arşınlamaya devam ediyorum özgür olma düşüncesiyle...Özgürlük;mutluluk dünyamda.Mutlu olduğumda özgür;özgür olduğumda mutlu hissediyorum hissediyorum da,şu sonu gelmez oyunu bir türlü oynayamıyorum...

21 Eki 2009

ßişey olsun aniden...


ßişey olsun aniden ve ßen düne qöre inanılmaz mutlu hissedeyim kendimi...Küçücük bir çocuk olayım mesela,içimde ki her yaramazlığı dışarıya çıkartıyım,aklımdan qeçen tüm oyunları ßir ßir sıralayayım ve öyle bir kahkaha atayım ki herzaman olduqu qißi...herkes dönüp ßaksın...Ya da çok yaqmur yaqsın ßuqün,ßir kaçamakla dışarı sıyrılayım ,ıslanayım iliklerime kadar ve tüm olumsuzlukları yaqmura ßırakayım...

5 Ağu 2009

Başlıksız bu defa...

Adın yağmur damlalarının bende ki ismine denkti ve sen herşeyden bihaber uyuyordun belki de şu sıra.Dokunmak isteyipte dokunamamanın verdiği huzursuzlukla,tanımadık bir tenin biçimlendirmesini yapmaya çalışırken buluyorum kendimi ve peşin sıra hükümler giydiriyorum en olmadık kişilere ve alakasızlar da aynı zamanda kurguladığım zamanla...
Tüm çıkmazlar bir delik bulup sana çıkmaya çalışırken,ben hepsini gerçeklerimle kapamaya çalışıyorum.Yalan söyledim şuan...Kapamak aklımın ucundan bile geçmezken,tüm kurallara inat seni yaşamaya devam ediyorum.
Ve sensiz,ve sesini duymadan,ve görmeden ve...ve...
Seni sensiz yaşamaya çalışırken o kadar çok ''ve'' ekleyebilirim ki...

(03.08.09/23.50)

......

Birbirine çok ta muntazam dizilmemiş taşların döşendiği bir caddenin ortasında oturuyorum,elimde renkli tebeşirlerim ve ne çizeceğimi kestiremeden görüntü kirliliği yaratıyorum,var olanı yetmezmiş gibi.Seni hissediyorum her renkte ve her renge anlamlar yüklüyorum.
Sarı,sensin...
Pembe,yine sen...
Mor,düşünüyorum da o da sana çıkıyor...
Sen hangi anlamdasın peki?
Bakıyorum şöyle bir zihnimdekine,sende var olmayan tüm anlamları aslında ben sana yüklemişim ve onları senden alınca,sen aslında sadece isminden ibaretmişsin.

(05.08.09/17.38)

16 Tem 2009

Sıradan görünen ve aslında hiçte sıradan olmayan bir sabahta...

Bir yudumda içmek huzuru ve arkasından gelebilme ihtimali yüksek olan huzursuzluğu yudumlamak...
Şimdi ben miyim farkında olmadan yaşayan yoksa yaşadığımın farkında olmadan hoyratça geçen zaman mı benimle inatlaşıp duran...

26 Nis 2009

Üç nokta...

''Tek geceye sığan karmaşık duyguların ardından bir alışıla gelmiş düzen oturdu yine günüme.Duygular tuhaf,duygular deli,duygular fırtınaya yakalanmış iki başıboş serseri.Fırtına ertesi sessizliğinde ise olabilidiğince sakin ve olabildiğince dengeli...''

diye düşünürken Marla bir yandan da çayını yudumluyordu masasında.Birşeyler karalama isteği ile yukarıda ki satırları dökmeye başladı klavyesinden ekrana ama devamı gelmedi bir türlü,sonunu getiremedi diğer yazdığı yazılar gibi.Düşündü...Aslında çok normaldi,öncesi ve sonrası olmayan herşey ortada bir yerlerde dolaşırdı bazı zamanlar ve ertesinde sadece geriye üç nokta bırakırdı belki bir gün devamı gelir diye...
Şimdi sonunu getiremediği yazının bitiş kısmına denk gelen sadece yanyana gibi görünen ama arasında km.ler olan üç küçük noktaydı...
Onlarda yerlerini hemen aldı....

30 Mar 2009

Minik Erkeğim'e.../30.03.06

Rüya gibi gerçek üstü bir duygu yayıyor varlığın her günüme ve her günümün sabahında senin sesinin yankılandığı bir evde güne uyanmak;en olumsuz günlerime dahi ayrı bir renk katıyor...Dünyanın en güzel elleri,en sevimli ayakları,en yumuşak teni senin ki...
Seni öpmeye hiçbir zaman doyamayacağım...
''Minik Erkeğim''
İyi ki doğdun ve iyi ki varsın...

30.03.09

28 Mar 2009

Bir gece yarısı...

Şimdi bir sahil kasabasında söndürmüş olsam feneri
Hayatın tüm renkleri grileşmişken,senin gelişinle en güzel halini alsa
Gecenin yüzüme vuran ışıkları aşkın yüzünü gösterse
Bir deli rüzgar esse ve tüm sarhoşluğun bana geçse usulca

Aşka aşık bir varlığın nasıl aşık olabildiği hakkında bir kitap yazmaya başlasam
Okunup okunmamasından çok anlaşılıp anlaşılmaması olsa kaygım
Beni düşündüğünü bilerek ve bende olduğunu
Seni düşünmeye devam etsem ama üzülmesem,olmayacağına odaklanmasam,akışına bıraksam

Gecenin bir vakti çalan telefonla zaten aklımda olan sen daha bir doldurmasan benliğimi
Yatağımdan kalkıp iki satır bişey karalamak adına almasam masamdaki yerimi
Slow bir müzik açmasam mesela eşlik etsin diye
Ve hiç istemediğim kadar şarap içmek istemesem şerefimize...

Bu kadar dakikalarımda olmasan
Hatta saniyelerimi çalmasan buna bile bile izin veriyor olsam da
Hayatımı bu denli ele geçirmiş durumda olmasan bilmesen de
Ve akıllı ruhumu en deli çağıma döndürmemek adına benliğimi sarmasan...

01:37:19 ve 02:37:49 zamanları telefonuma baktığımda beni bu denli şaşırtmasa
Ya da bu kadar incelemesem aşkın yarattığı incelikleri
Ufak şeylere büyük anlamlar yüklemesem
Bundan duyduğum mutluluğu görmezden gelsem...

Ya da bunların hepsini zihnimden silip bir gün;
Herşeye rağmen lodosuna yenik düşsem
Hızlı bir manevra ile sana gelsem
Herşeye rağmen ''Herşeyim'' desem
Ve geri dönüş yolu tamamen kapanmış olsa...